Stradivarius etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Stradivarius etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2013/08/28

Velinimet


Elini havalandırmak için camdan dışarı çıkaran taksi şoförünün el hareketlerine anlam vermeye çalışan arkadaki aracın şoförü gibi hissediyorum kendimi bi süredir.
Acaba bana bişey mi demek istedi, acaba noluyo orda, benim de el sallayarak tepki mi vermem gerekiyo? Kafamda bir sürü soru.

2013/02/13

Not alalım

2012/09/20

Bişey diycektim aslında.


Uzun yollarda, hele hele otobüs gibi oldukça kozmopolitan bi ulaşım aracı kullanıyosanız, üstüne bide saatlerce sürecek bi yolculuk sizi bekliyosa, yanınızdaki teyzeyle siz istemeseniz de kanka olacağınızı, arkadaki amcanın horultusu gurultusu ve aklınıza gelebilecek her türlü(!) sesine maruz kalacağınızı, topkek ve çiziyi bir daha görmek istemeyeceğinizi, bebek viyaklamalarından hiç olmadığı kadar tiksineceğinizi, eğer yanınızda koklayacak güzel bişeyiniz yoksa "bizim çocuğu yol tutuyo da" cümlesinin devamında bütün otobüse hakim olan kusmuk kokusunu iliklerinize kadar soluyacağınızı da kabul etmişsiniz demektir. 
Ben en iyi firmayım diyen, uçak bileti fiyatına otobüs bileti kesen firmalar da dahil hepsinde ortalama olarak bu tarz bi ahval ve şerait içinde bulursunuz kendinizi. Ben söyliyim de..
Aslında bu tarz toplu taşıma durumları sadece bizde değil bütün dünya ülkelerinde aşağı yukarı böyle. Ama tabi bizim mutlaka farkımızı ortaya koymamız gerekiyo her konuda olduğu gibi. Türküz sonuçta, kanımız kaynar, susamayız, kendimizi tutamayız.

2012/09/10

Yaz bitti herkes dağılabilir.



Yaprakların iyice kızardığı, soğukların abartıp yorgana sardırdığı, güneşin de formaliteden ısıttığı şu günlerde içimden bişeyler yazmak gelmemesini oldukça normal buluyorum ben. Ya siz?
Çünkü sizin o 4-5 ay dediğiniz yaz mevsimini biz allahın ankarasında sadece bir ay yaşıyoruz. Zart diye geliyo, meseleyi zort diye çözüp gidiyo arkadaş. Bi bakıyoruzki yüzümüzde malak bi ifade, üstümüzde kazaklarımız ve ayağımızda çoraplarımızla onu uğurluyoruz.
E sen ne ara gelmiştin de gidiyosunki?
Saç kurutma makinelerini banyo sonrası ısınma aracı olarak kullandığımız günler çok yakın. Aynı şekilde banyoların yanık saç kokusuna maruz kalma günleri de.
Üç günlük tatilde bir senelik güneşi sömürüp, şekilden şekle girerek yakmaya çalıştığın bütün vücudunun patates gibi soyulacağı ve ekim gelmeden taze kabağa bağlayacağın günler de kapıda.

Tamam yaaa öyle hemen üzülme. Sonbahar ve kış da fena değildir. 
Herkes alabildiği kadar Akasya durağı almış ve Doktorlar sayesinde kendi ameliyatını kendi yapabileceği seviyeye gelmiştir. Artık tatildeki bütün saçma sapan diziler(Muhteşem yüzyıl hariç:P) yeni yayın dönemine girebilirdir. 

Yapraklar kızarır, ki kızaran yapraklar biz bloggerların temel yapıtaşlarından biridir:) Fonda onlar varken daha bi güvendeyizdir. Kızarmış yaprağa basıp da ayakkabısının fotoğrafını çekmeyen blogger bizden değildir, o derece.
Sonra bunun karı var kışı var. Çatlayana kadar yiyip, şiştiğini belli etmeyecek kadar kat kat kıyafet giyilebilir olması da cabası. 

Buz pistine dönen ankara sokaklarıyla aramı iyi tuttuğum ve kar maskemi taktığım sürece kıştan bile zevk alabilirim nerdeyse. Allahım nası mutluyum!













Hadi bana yumuşak, mis kokulu, sıcacık sebepler söyleyin yazın gidişine sevinmem için. E hadiiii bekliyorum -.-

Bluz: Twist
Şort: Stradivarius
Ceket: Mango
Çanta: H&M

2011/09/09

Sarı sonbahar


Tamam evet yaz çocuğu olabilirim ama sonbaharın da yeri bir başkadır kalbimde.
Mesela en başta akla sarıyı getirir ki her ne kadar çok kullanmasam da en haz ettiğim renklerden biridir sarı.




Bu hafta hep bir hastalık, hep bir sıkıntı koşturmacası içinde geçti, ama neyseki hepsi geçti gitti. Herşeyin başı sağlık! diyerek buradan laf arasında mesajımı da veririm.
Şöyle bir düşününce farkettim de bu aralar hayatımın her anında sarı varmış.
Üşüttüm betim benzim soldu sarardı,
bacağımı çekmecenin köşesine çarptım (ki bunu çok sık yaparım) önce morardı, sonra sarardı,
iğne yaptırdım kolum sarardı keza!

Sarıyı severiz dediysek bu kadar da değil yani..





Ama ilginçtirki hiç kimse sağlığının kıymetini onu kaybetmeden anlamaz!

Yani illa krizlerden kriz mi beğenmek gerekiyor sigarayı bırakmak için,
ya da yüzünün gözünün hatıra güneş lekeleriyle mi dolması gerekiyor cildini güneşten korumak ve öyle kavun karpuz gibi güneşin altında yatmamak için (bu bana gelsin!),
ya da her yerimizin sarkması mı gerekiyor spora başlamak için
falan filan...

Artık çok daha hassasım sağlık konusunda!(yaşlanıyo muyum ne?)
Hep ihmal ettiğimiz, amaaaan ne olabilirki diyip gitmeye üşendiğimiz diş, dahiliye, cerrahi, kbb ve sayamadığım diğerleri..

Bana çıkmaz demeyin, piyango sloganı gibi oldu ama öyle!
hastalık bu ve kimde ne çıkacağı hiiiiç mi hiç belli olmuyor.
Siz siz olun tedbirinizi alın, ben söyleyeyim de.


Mesela su hayattır, bol bol su için diyerek de burada sağlık köşemi sonlandırıyorum 2 günde bir su içen biri olarak!




Bide böyle su içen sağlıklı arıların balını yiyin.
Anne notu: kan yapar :)



Şimdi biraz da cicileri inceleyelim diimi.
İncili yüzüğüm annemin hediyesi olup, çok ender kullandığım ama her kullandığımda "yahu ben bu yüzüğü niye takmıyorumki" dediğim bir kıymetlim.


Şekil olarak neyi ifade ettiğini bilmiyorum ama bişiye benziyo orası kesin. bu kolyemi de seviyorum ^.^


Etek ince kadife, sonbaharda corapsız, kışın kalın çoraplarla en hayat kurtarıcı ve de rahat eteklerimden.

Bide unutmadan bugün Samsun'a gidiyorum memleketime :)
pazar dönücem.
Gittiğimde ailem ve sevdiklerimi görmekle kalmayıp aylardır hayal ettiğim Çalıkuşu Döner'in kalın lavaşta soslu dönerini de yiyip geleceğim tabiki.
Bu kez fotoğraflayacağım sırf sizin için. Ama bu lezzet ne fotografla ne de anlatarak tarif edilebilir. 
Hayatınızda yiyeceğiniz en lezzetli etten yapılmış döner ve en pasta niyetine tek başına bile yenilesi lavaşı tatmak için doğru Samsun'a diyorum size de ;)


Gitmeden bir reverans yapacaktım size ama beceremedim, bunla idare edin :)

oldu iyi yolculuklar bana..

2011/05/14

Denizci stayla

oldum olası sevmişimdir laci-beyaz ikilisini. araya bide pembe turuncu serpiştirdik miydii yeme de yanında yat oluyo benim için. bu kombinasyonu çok sevdim ben. 


Sende şeytan tüyü var derler, hakları da var zannedersem. üfleyelim ve tüylerden arınalım o vakit :)




Fotoğraflara Odtü yeşilini de ekleyince ortaya çıkan renk cümbüşü beni benden aldı a dostlar.



Pembe / kırmızı / nar çiçeği üçlemi arasında tam rengine karar veremediğim saatim, evet seni çok seviyorum ve bu yaz rengin solana kadar kolumda olcaksın. 
Ve evet kalpli kolyem, Ju'mun hediyesi. Vakti zamanında bana kalbini verdiği günden kalma bi anı, seni daha da çok seviyorum.


Taktım takıştırdım tenisimi oynadım, Burhan Altıntop edasıylan çantamı da yanımdan ayırmadım o sırada.
Avrupa Yakasını özlemişim yaaa.. Tekrar başlasa keşke anaaaağğğğm..


2011/05/13

Abant kuşları

Amasra'dan Abant'a giden yolda en çok ilgimizi çeken yerdi burası. Kütüklerden oluşan bi kasaba gibiydi :) E biz de boş durmadık tabi. Sizce de güzel değil mi? 

Jerry'nin Tom'dan kaçarken döndürerek koşturduğu kütüklerden. tabi bunlar yerinden bile oynamıyodu o ayrı

 


Abant'ta terkedilmiş bi köy bulmuştuk bi önceki gidişimizde (aslında yayla evleri olarak yazın kullanılıyo büyük ihtimalle, ama biz öyle hayal ettik). Aynı köy aynı ıssızlığıyla yine ordaydı gittiğimizde. Biz de bunu fırsat bilip köyü stüdyo olarak kullandık tabiki de.



ve totomuzu donduran soğukta bile olsa gölün kenarına gitmeden olmazdı diimi yani..


sakın çıkma patika yollaraaaa diyerek bitiriyorum burda evet.