DIY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DIY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2013/07/23
2012/12/07
2012/11/11
Bizdensin.
Tek başına yemeğe gittiğinde verdiği siparişin tamamını bitirirse garsonların onun hakkında "ulan amma yedi haa, hiç de öyle camış gibi durmuyo aslında dışardan bakınca" diye dedikodusunu yapacağını düşünüp, ayıp olmasın diye tabağın dibinde bikaç lokma bırakanlardan mısın?
Ya da renkli giyince ayrı, siyah giyince ayrı bi kişiliğe bürünenlerden misin?
Hele bide deri bişey giydiysen sanki sokağa çıplak çıkmışsın gibi kem kem bakan gözlerden mütevellit kendini bir Okşan gibi mi hissediyosun yoksa? (şimdi hemen adı Okşan olanlar üstüne alıncak ve carlayacaktır "sen ne demek istiyosun" diye, take it easy bebişim, teşbihte hata olmaz neticede)
Peki burnunu sildikten sonra mendile bakıyo musun kalite kontrol babında?
Dürümün son lokmasıyla ayranın son yudumunu aynı saniyede mi bitiriyosun?
ve de yerken şahane olan o dürümün lanet kokusunu elinden çıkarana kadar en az 23 kere elini yıkıyosun diimi?
Evlendikten sonra uzun bir süre evin bütün düz zeminlerini düğün fotoğraflarıyla donatmak gibi kalıtsal bi huyun var mı? Henüz evlenmeyenler için mezuniyet ve nişan fotoğrafları da bu gruba dahildir, bilginize.
Yöresel olan herşeyin hem turşusunu hem reçelini yapabilecek kadar çılgın bi yaradılışa mı sahipsin?
...
Belliki bizim topraklardansın. Şimdi sessizce elindekileri masanın üstüne bırak, şuraya otur ve biraz soluklan. Çay koyuyorum, içeriz.
Ceket: Zara - DIY (aslında o bir blüzdü, sonra ben onu önden kestim ve böyle bişi yaptım, çok iyi de oldu, çok güzel oldu bence -.-)
Gömlek: TopShop
Tayt: H&M
Bot & Çanta: Zara
Saat: Emporio Armani (Erman kolekşın)
Bileklik: Markafoni'den
öperim gözlerinizden :)
2012/10/23
Gülün bakiyim
Çocukken herkesin kardeşiyle yada arkadaşıyla gülme krizine girdiği, bu krizlerin ebeveynleri delirttiği, en olmadık anlarda ortaya çıkan ve özellikle de yasak olduğu bilindiği durumlarda volümü yükselen bu gülme krizlerinin bizi ne zor durumlara soktuğu olmuştur. Hayır hayır hiç kıvırmayın, biliyorum hepiniz güldünüz bi şekilde, babanızın kafasındaki iplik parçasına yada süt içerken dilinizin yanmasına yada incir yedikten sonra yapış yapış olan ellerinizi birbirinizin yüzüne sürmelerinize. Yani mutlaka abuk subuk şeyleriniz oldu sizin de gülmek için.
Kız kısmısı gülmez,
ayyyy çok güldük bugün, başımıza bişey gelmese bari,
şşşşş herkes bize bakıyo az sessiz gülsene yeeaaa
gibi saçma sapanlıkların etrafımızı sardığı bi dünyada büyümemize rağmen biz ota boka herşeye gülmeye devam ettik.
Ama ne zamanki büyüdük, zamanında bize çok kikirdediğimizde çimdik atan insanlara döndük. Mahalle baskısı diye bişey öğrendik. Sesli gülmek ayıp oldu, hele bide diş göstererek gülüyosan yollu bile olabilirsin, durum o kadar vahim yani!
Elin budisti kalkıp tedavi amaçlı gülme meditasyonları yapar, gülmenin bi yaşam biçimi haline gelmesi için adamlar orda kıçlarını yırtar,
biz hala bugün çok güldük, kesin bişey olcak derdindeyiz..
Halbuki gülünce serotonin salgılarız. Yani bir dakikalık kahkaha = on dakika kürek çekmek
Gülerken ortaya çıkan endorfinlerin romatizma, kas spazmı gibi ağrıları hafiflettiği de bilimsel olarak kanıtlanmış.
Solunum sistemimiz güçleniyo ve vücudumuza daha fazla oksijen giriyo. Tabi bunun için gerine gerine gülmek lazım. Eliyle ağzını kapatıp kıs kıs gülenleri almıyoruz bu gruba. Onları, katıla katıla gülme seanslarına yolluyoruz budistlerin yanına. Adamlar her gün elele tutuşup önce az sesli gülerek başlıyolar tedavi dedikleri bu seansa, sonra ses giderek artıyo ve herkes yerlere yatarak gülmeye başlıyo.
E zaten kahkaha bulaşıcı bişeydir. Hiç gülesi olmayan adamın bile gülesi gelir yanında birisi katılarak gülerken:)
Demekki neymiş,
yok gülünce gözlerimin kenarı buruşuyo,
yok ben çok çirkin oluyorum,
aman yanaklarım sarkıyo bilmem ne gibi bahanelerle, hali hazırda ağzımıza kadar gelmiş kahkahayı geri göndermiyomuşuz. Basıyomuşuz en seslisinden.
Tabi herkes kahkaha atamayabiliyo, misal ben. Şebelek gibi sürekli gülen bi suratım olmasına rağmen malesefki bi Sebahat abla kahkahasına sahip değilim. Onun yerine ııhıhıhıh, kihkihkih gibi kendi çapımda gülüşlerim var. Olsun o da yetiyo bana. Neticede karın kası yapıyo mu? yapıyo, mutlu oluyo muyum? oluyorum. Gerisi tırt!
Öperim hepinizi bayram şekerlerim benim.
Bu bayram bol gülmeli komikli şakalı olsun herkese. Yüzünüz kırış kırış olsun, o derece :)
Çok önemli bi dipnot: Gülmek gibi gülümsemek de işe yarıyo, onu da yapabilirsiniz. Ben gülemiyorum diyenler bide gülümsemeyi denesin, sonuçları paylaşsın benle:P
Sweat: Energie
Jean: Mango (Ben yırttım her yerini:P)
Ayakkabı: Yargıcı
Gözlük: Marc By Marc Jacobs
Saat: Emporio Armani
2012/10/08
Şimdi gözümde canlandılar
Geçen gün koku hakkında bi belgesel izlemiştim. Kokunun anılarla ilişkili olduğunu söylüyolardı. Bişeyi yada birini kokladığımızda aldığımız tanıdık bi koku, bizi taaa yıllar öncesinde bi anımıza ışınlayabiliyomuş.
Sonra düşündüm, hem ben zaten çok severim sürekli geçmişe ışınlanmayı, söylemiştim ya benim beyin aritmetiğim bu diye, hah işte o sebeple, kokularla bağdaştırdığım bir sürü şey hatırladım.
Neredeyse aldığım her kokunun bi anısı var, kokladığım an beni mutlaka bi zaman dilimine götürüyo.
Bende en çok etki bırakan kokulardan biridir mesela hacı yağı kokusu. Ne zaman o kokuyu alsam bi yerlerden, doğrudan rahmetli dedemin beni omzuna alıp çubuk kraker almak için bakkala götürdüğü zamana giderim. Yaş 3, bilemedin 4, en kötü ihtimal 5.
Kuruyemişçi yanından geçerken aldığım leblebi kokusuyla birlikte ilkokulda leblebi tozunu agzımızdan burnumuzdan çekip hönküre hönküre yediğimiz zamanları hatırlarım dün gibi.
Bi komşumuz vardı, Asiye abla. Onun evine ne zaman gitsek hep aynı koku vardı, tarif edemediğim yoğun bi koku, güzel değil, çirkin de değil, değişik işte. Sonra Asiye ablayı kanserden kaybettik. Ozamandan beri nezamanki bir restoranda, mağazada yada evde bu kokuyu alsam aklıma hep kanser gelir, orayı hemen terkedesim gelir, boğulcak gibi olurum.
Yağmur yağdıktan sonraki toprak kokusu demek benim için gri pazar günlerinde TRT3'te F1 izlemek, annemin yaptığı tarçınlı keki çay eşliğinde yemek demek, o yüzden de hala yağmur yağınca kek yiyesim gelir. Gerçi bunun anılardan ziyade benim pisboğazlılığımla alakası var ama sonuçta anılar da depreştiriyo, onun da etkisi var bence.
Yaş 4. Annem günlere beni de yanında götürüyo. En sevdiğim şeylerden biri kadınlar yanımda konuşurken onların o uğultumsu sesleri eşliğinde börekleri sarmaları götürmek, üstüne ıslak kek hüpletmek ve kapanışı alman pastasıyla yapmak. Aradaki kısırları, patates salatalarını filan saymıyorum. Hah işte o ortamdaki çayla karışık genel pasta kokusunu hiç unutmuyorum. Bide ilk kez vanilya paketini orda koklamıştım, kafam olmuş 1500. Anne diyorum bu ne güzel kokuyo, aynı da etipuf gibi ^.^ biz de alalım bunlardan (yaş 4 dedik dikkatinizi çekerim, evdeki kabartma tozlarını koklayıp bunlar niye güzel kokmuyo diye isyan ettiğim bi dönem). O gün bugündür hala dolabı açar açar koklarım vanilya paketini (bence utanmanıza gerek yok söyleyebilirsiniz, ben de kokluyorum diyebilirsiniz) ve her kokladığımda komşudaki altın gününü hatırlarım.
Bide o teyzeler yanımda konuşurken tekli koltuklardan birinde uyuyakalmaya bayılırdım, ninni gibi gelirdi o konuşmalar. Hala da aklıma gelince bi mayışırım. Ama bunun kokuyla alakası yok tabi.
Bi gidince dönmek bilmiyorum ben de. Demiyosunuzki hiç çok konuştun yine, biraz makul bi yerde kes şu yazıyı diye.
Yani demem o ki çok tatlı okur, koku giderse anılar da gider! Aldığımız en güzel tatlar da yok olur!
O yüzden, sanki bigün koku alamıycakmışız gibi yaşadığımız her güzel anı not edelim, beğendiğimiz en güzel tatları kaydedelim bi yerlere. Neye benzediğini, ne koktuğunu nasıl anlatırsınız orasını bilemem ama belki bigün işimize yarar, bişey yapılır onunla.
Kız çok hüzünlü yazdım yaaa, hiç de tarzım değildir aslında ama bugün niye böyle olmuşki, hayret.
Ha bu arada herkes bi silkinsin kendine gelsin artık. Tamam yaz bitti sonbahar geldi, evet yapraklar kızardı hatta dallarda yaprak bile kalmadı nerdeyse. Ama bu paylaşmamak için bi sebep değil, çıkın o saklandığınız yerden, herkes yazsın paylaşsın bişeyler, azcık enerjik olun yaa, herşeyi ben mi söyliycem (Yazar burda resmen kendisine kızmakta ve hatta kendini tutamayıp küfretmektedir, olayın sizle bi alakası yoktur. Ama yok ben çok alıngan bi insanım, ille de alıncam diyosanız siz bilirsinizdir).
Elbise: Asos
Ayakkabı: Sergio Rossi
Tütü: DIY (şurdaki elbisemi kesip büstiyer ve etek yapmak suretiyle ikiye böldüm)
Çanta: Mango
2012/06/13
Eğitim şart.
İşin aslını anlatmadan önce sizinle okurken çok eğlendiğim, hatta ciddi ciddi ofiste kahkaha patlaması yaşadığım bi fıkrayı paylaşıcam. Evet ilk kez bunu ezberledim ve okuyalı 15 gün olmasına ragmen hala unutmadım. Her önüme gelene anlatıyo olmam da bi sebep olabilir belki kimbilir.
Cem Boyner bu fıkrayı tüm çalışanlarına göndermiş. Bakalım ne demiş. Oynat uğurcum:
Doğu illerindeki bir ağanın en büyük zevki kar üzerine çişiyle imzasını atmakmış. Bu nedenle kar yağmaya başladığı zaman köyde hayvanlar dahil hiç kimse sokağa çıkamazmış. Kar biraz kalınlaşınca ağa sırtına kürkünü giyer ve köy meydanına gelirmiş. Yanında da en yakın yardımcısı Haso.
Ağa sırtını köye doğru döner ve sonra sorarmış:
- Ula Haso ahali bakıyo mu?
Haso cevap verirmiş:
- Evet agam, hepsi bir olmuş pencelerden bakıyo.
Ağa çişiyle karın üzerine imzasını atarmış "Abdullah Cizrelioğlu". Sonra da bir nokta koyarmış ve sorarmış:
- Hala bakıyolar mı?
-He agam, hem bakıyolar hem de çılgın gibi alkışlıyolar..
Her sene aynı tören sürermiş.
Aradan 7 yıl geçmiş.
Ağa yine kar tuttuktan sonra çıkmış köy meydanına, sormuş Haso'ya:
- Ahali bakıyo mu?
- He agam bakıyolar, köpekler kediler bile camdadır.
Ağa "Abdullah" diye adını, arkasından "Cizrelioğlu" diye soyadını yazmaya başlamışki kalakalmış, çünkü yaş gereği prostat! Halka rezil olmak var. Alçak sesle Haso'ya sormuş:
- Bakıyolar mı?
- He agam bakıyolar da sen niye durdun öyle?
Ağa çaresizce:
- "Ula gel yanıma, arkanı dön ahaliye, tamamla şunu" diye emretmiş.
Haso bir an durmuş, sonra çişini yapmaya hazırlanmış ve ağanın kulağına eğilip:
- "Ağam" demiş, "Kırk yıldır kafama vurdun salak dedin, sırtıma vurdun aptal dedin. Ha bu kulun okumayı yazmayı sökemediki, hele bi tut şunun ucundan da yazının devamını sen yaz."
Demekki neymiş bebeklerim benim, eğitim şartmış :)
Sen yanındakini eğitmezsen, ben bildiklerimi paylaşmazsam, öteki kendine müslüman olursa nolurmuş? Onu da ben söylemiyim, yukarda ne olduğu oldukça açık sanki:P
Peki bunu neden anlattım diye bi düşünce kabarcığı görüyorum orda, hadi sen patlatmadan o baloncuğu ben söyliyim.
5 yaşımdan beri elimde hep bi makas, bi iğne iplik, her an bişeyler icat etme güdüsüyle annanemin yanında çekirgeliğe başlamış, sonrasında annemin eğitmenliği eşliğinde devam etmiş, halamın yaratıcı bünyesine de biraz sürtündükten sonra böyle garip bişey olmuşum ben.
Herşeye "bişey yapılırki bununla" gözüyle bakan ben, üzerimdeki t-shirtü tam da sıkılmışlık ve bezginliğimin etkisiyle kenara kaldıracakken "dannnkk!" diye bi şimşek çakmasın mı kafamda! Ben bunun kollarını keser, artan kumaşla da t-shirtümü arkaya dogru toplayıp fiyonk yaparım dedim.
Düşünmesi 3 saniye, yapması 2 dakika.
Öyle yani.
Olduuuuu o zaman da.
Etek: H&M
T-shirt: H&M modifiye:)
Kolye: O da H&M
H&M bana bağış yapmış gibi olmuş ahaaha:))
Ayakkabı: ALDO
Çanta: Guess
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





























































