elbise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
elbise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2016/08/11

Olmaz olmaz deme!



Bu fotoğrafları taaa Nisan ayında, Ela'yla ikimiz de bafra patatesi kadar beyazken çektirmiştik. Çektirmiştik dediysem, gönüllü ve mecburi fotoğrafçımız olarak Erman çekmişti:) Ela'nın hasta, dolayısıyla benim de keyifsiz olduğum bir gündü aslında. Ama sıkıcı hayatımıza hareket katmak ve biraz renklenmek ikimize de iyi gelir diye düşünüp, sarı elbiselerimizi giyip atmıştık kendimizi Odtü'nün kollarına yine bir cumartesi günü.

2014/01/07

Doğmamış çocuğa mektup.

2013/03/27

Gelinim sen anla.


Elimizde hep bi hırka, bi ceket, bi bişeyler taşımak suretiyle artık kısa kollu bile giyebilecek kadar havaya meydan okumaya başladıysak, son 7 ayı sorgulamanın vakti geldi de geçti bile demektir. Elde var fazladan kilolar, dalga dalga selülitler ve bütün kış oturmaktan yumuşamış bir et yığını. Bundan sonrası hüsran, hayal kırıklığı, bundan sonrası hızlandırılmış diyet programlarıdır. 

2012/10/08

Şimdi gözümde canlandılar


Geçen gün koku hakkında bi belgesel izlemiştim. Kokunun anılarla ilişkili olduğunu söylüyolardı. Bişeyi yada birini kokladığımızda aldığımız tanıdık bi koku, bizi taaa yıllar öncesinde bi anımıza ışınlayabiliyomuş.
Sonra düşündüm, hem ben zaten çok severim sürekli geçmişe ışınlanmayı, söylemiştim ya benim beyin aritmetiğim bu diye, hah işte o sebeple, kokularla bağdaştırdığım bir sürü şey hatırladım.
Neredeyse aldığım her kokunun bi anısı var, kokladığım an beni mutlaka bi zaman dilimine götürüyo.


Bende en çok etki bırakan kokulardan biridir mesela hacı yağı kokusu. Ne zaman o kokuyu alsam bi yerlerden, doğrudan rahmetli dedemin beni omzuna alıp çubuk kraker almak için bakkala götürdüğü zamana giderim. Yaş 3, bilemedin 4, en kötü ihtimal 5.

Kuruyemişçi yanından geçerken aldığım leblebi kokusuyla birlikte ilkokulda leblebi tozunu agzımızdan burnumuzdan çekip hönküre hönküre yediğimiz zamanları hatırlarım dün gibi.

Bi komşumuz vardı, Asiye abla. Onun evine ne zaman gitsek hep aynı koku vardı, tarif edemediğim yoğun bi koku, güzel değil, çirkin de değil, değişik işte. Sonra Asiye ablayı kanserden kaybettik. Ozamandan beri nezamanki bir restoranda, mağazada yada evde bu kokuyu alsam aklıma hep kanser gelir, orayı hemen terkedesim gelir, boğulcak gibi olurum.

Yağmur yağdıktan sonraki toprak kokusu demek benim için gri pazar günlerinde TRT3'te F1 izlemek, annemin yaptığı tarçınlı keki çay eşliğinde yemek demek, o yüzden de hala yağmur yağınca kek yiyesim gelir. Gerçi bunun anılardan ziyade benim pisboğazlılığımla alakası var ama sonuçta anılar da depreştiriyo, onun da etkisi var bence.


Yaş 4. Annem günlere beni de yanında götürüyo. En sevdiğim şeylerden biri kadınlar yanımda konuşurken onların o uğultumsu sesleri eşliğinde börekleri sarmaları götürmek, üstüne ıslak kek hüpletmek ve kapanışı alman pastasıyla yapmak. Aradaki kısırları, patates salatalarını filan saymıyorum. Hah işte o ortamdaki çayla karışık genel pasta kokusunu hiç unutmuyorum. Bide ilk kez vanilya paketini orda koklamıştım, kafam olmuş 1500. Anne diyorum bu ne güzel kokuyo, aynı da etipuf gibi ^.^ biz de alalım bunlardan (yaş 4 dedik dikkatinizi çekerim, evdeki kabartma tozlarını koklayıp bunlar niye güzel kokmuyo diye isyan ettiğim bi dönem). O gün bugündür hala dolabı açar açar koklarım vanilya paketini (bence utanmanıza gerek yok söyleyebilirsiniz, ben de kokluyorum diyebilirsiniz) ve her kokladığımda komşudaki altın gününü hatırlarım. 
Bide o teyzeler yanımda konuşurken tekli koltuklardan birinde uyuyakalmaya bayılırdım, ninni gibi gelirdi o konuşmalar. Hala da aklıma gelince bi mayışırım. Ama bunun kokuyla alakası yok tabi.

Bi gidince dönmek bilmiyorum ben de. Demiyosunuzki hiç çok konuştun yine, biraz makul bi yerde kes şu yazıyı diye.








Yani demem o ki çok tatlı okur, koku giderse anılar da gider! Aldığımız en güzel tatlar da yok olur!
O yüzden, sanki bigün koku alamıycakmışız gibi yaşadığımız her güzel anı not edelim, beğendiğimiz en güzel tatları kaydedelim bi yerlere. Neye benzediğini, ne koktuğunu nasıl anlatırsınız orasını bilemem ama belki bigün işimize yarar, bişey yapılır onunla. 

Kız çok hüzünlü yazdım yaaa, hiç de tarzım değildir aslında ama bugün niye böyle olmuşki, hayret.


Ha bu arada herkes bi silkinsin kendine gelsin artık. Tamam yaz bitti sonbahar geldi, evet yapraklar kızardı hatta dallarda yaprak bile kalmadı nerdeyse. Ama bu paylaşmamak için bi sebep değil, çıkın o saklandığınız yerden, herkes yazsın paylaşsın bişeyler, azcık enerjik olun yaa, herşeyi ben mi söyliycem (Yazar burda resmen kendisine kızmakta ve hatta kendini tutamayıp küfretmektedir, olayın sizle bi alakası yoktur. Ama yok ben çok alıngan bi insanım, ille de alıncam diyosanız siz bilirsinizdir).

Elbise: Asos
Ayakkabı: Sergio Rossi
Tütü: DIY (şurdaki elbisemi kesip büstiyer ve etek yapmak suretiyle ikiye böldüm)
Çanta: Mango

2012/09/27

Yapılacaklar şeysi


- Bu aralar yapacak çok şey, yazacak az şey var. Mesela yazlıklarla kışlıkların dolapta yer değiştirmesi gibi. Yazsam yazılcak bişey değil, ama yardım etmek isteyen varsa koşsun gelsin zira yapcak çok işimiz var.
Kışlıkların henüz yeni yerlerini alamamasından sebep, ha bide Ankara'nın gündüz eriten akşam titreten dengesiz havalarının da katkısıyla birlikte "elimizde mont, ceket ve hırka, üstümüzde t-shirt, ayağımızda açık ayakkabı, çantamızda yağmur olasılığına karşı kapalı ayakkabı" şeklinde saçma sapan görünümlü insanlar olarak geziyoruz biz burda.


- Aldığımızın henüz birinci ayı dolmadan sıkılmış olmam sebebiyle oturma grubumu değiştirmek istiyorum. Ama modeli değişmesin kumaşı değişsin istiyorum. Tabi bütün bunları koltuk döşemecisi ve kumaş aramadan bi sihirli deynekle zort diye yapmak istiyorum anlıyo musunuz beni? Ama ne zamanki aklımda bu konu olsa, böyle kafamda tatlı tatlı baloncuklarla kumaş seçip kaplattırdığımın hayalini kursam, oturma grubunun üstünden "istiklal alana lcd bedava darısı başına.." diye seslenen Aşkın Nur Yengi çıkıyo karşıma. O an zaten hayattan kompil soğuyosun, nerde kaldı koltuk, nerde kaldı kumaş!


- Önümüz kış, yiycez içcez, yatcaz kalkcaz. Nası olsa kalın giyiyoruz, bide üst üste giyme modası çıktı. Simitlere ve semerlere özgürlük dönemi başladı. Ama yoook bu kez tedbirli olcam. "Bi orta boy pizza yeter mi acaba yaaaa" sorunsalından kurtulup bir küçük boy karışıkla yetinmeyi bilicem. Spor salonlarının, beni ayda bir spor yapmak için üye yapmadıklarını buzdolabının üstüne yazıcam, her yemekten sonra bakıcam o kağıda. O da bişey sonuçta.


- Bundan yıllaaar yıllar önce, yine bir pis boğazlılık çalışması sırasında, tam da patates kızartmasını ağzıma atacakken, kızartmanın kıtır kıtır olmasının verdiği yanıltıcılıkla beraber çatalı sertçe ısırmış, ön dişlerimden birini azcık kırmıştım. Patatese ne mi oldu? tabiki yiyemedim. Çatalı ısırdıktan sonra dişlerde oluşan o metalimsi gıcık hissiyatı herkes biliyo diimi? o zaman niye soruyosunuzki. 
Peki ben bunu neden anlatıyorum. Akılsız baş mı dersiniz, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir mi dersiniz, ordan kendim ettim kendim bulduma mı bağlarsınız orasını bilemem, bi baktımki patates kızartması yerken çatalı sertçe ısırıp dişlerimi kamaştırma işi bende alışkanlığa dönüşmüş. Ön dişimi daha fazla kırıp hüsniye teyzeye bağlamadan ya kızartmayı hayatımdan çıkarmam yada o dişi yaptırmam lazım.















Bu tarz çok mühim şeyler var işte yapmam gereken. Hayat bazen çok zormuş valla da.

Peki senin bu kış planın ne? Domatesler biberler buzdolabı poşetlerine doldurulup dondurucuya yerleştirildi mi? Kışlıklar alfabetik sıraya göre katlandı mı? Alper tunga öldü mü ıssız acun kaldı mu?
Hadi hepsini geçtim, bikere bile bu pazartesi kesin başlıyorum diyeti yapmıycak mısın yoksa? yok artık!

Elbise: Çayyolu pazarı
Sandalet: Zara
Gözlük: Marc By Marc Jacobs
Clutch: Koton
Kolye: H&M
Bileklikler: H&M, LWC by AhuAtesel
Mekan: Kalkan Marina


2012/09/11

Hayalet


Tüllü allı pullu olan şeylere karşı kız çocuklarındaki içgüdüsel zaafı tartışmaya gerek yok. 
Nasılki erkek çocukları elindeki oyuncak ayısını bile araba gibi hınnn hınn diye yerde sürmeye çalışıyosa, kız çocuğu da hep bi evcilik tadında oynar oyunlarını. Ya annedir yada kardeşlerine bakan abla. Ama mutlaka yetişkindir. Belki öğretmen yada doktor da olabilir. Asla bi erkek çocuğunun hayal dünyasıyla kıyaslanamayacak kadar olgun bi dünyası vardır, ki zaten öyle doğmuşlardır. Bu onlara ilerde olmaları gereken şey için bi çeşit alıştırmadır.
Tıpkı erkeklerin birer yetişkin haline geldiğinde bile saçma sapan hobiler edinip hala çocuk gibi onlarla uğraşmaları gibi. Onlar ellerine bulaşık süngerini alıp "dışiyııın dışiyınnn" diye ateş etmeye çalışırken, mahallenin kız çocukları bir araya gelip yapraklara çamur yada taş doldurup güya akşam için sarma yapar. 
İşte öylesine anlamsız bi içgüdüyle büyüyoruz. Tıpkı Püre'nin, ayağı daha hiç toprağa değmiş olmamasına rağmen, yemek yedikten sonra güya mamasının üstünü toprakla kapatmaya çalışırcasına fayansları patisiyle eşelemesi gibi :)

İşte bunun gibi bi sebepten olsa gerek, beyaz ve tüllü bişey giydi mi kendini gelin sanır kız çocuğu. Yaşının hiçbir önemi yoktur, kırkında da böyle olacaktır, böyle gelmiş böyle gidecektir.

Ama ben bu elbise içinde kendimi gelinden ziyade köyün hayaleti gibi hissettim o ayrı bi mevzu. Erman'ın "ya bu saçlar sana hiç olmadı sanki" gibi yersiz ve sinir bozucu bi laf etmesi üzerine şekilden şekle giren ve nerdeyse her karede farklı görünen ve beni de artık pek mutlu etmeyen saçlarım da kendimi gelin gibi hissetmemem için diğer bi sebep. 
Neyseki köy güzel, hava güzel, modum güzel, gerisi teferruat ^.^
















Bu aralar paralel evrenden seslendiğim için biraz değişiğim. Yakında normale dönerim. Siz yine arada kontrol edin beni, iki dürtün kendime getirin:)
Öperim bak, bunu da yaparım yani.

Elbise: H&M
Sandalet: Zara
Mekan: Kayaköy - Fethiye


2012/08/01

Pencere















Güzel pencerelere karşı bi zaaf benimkisi.
İster mavi, ister kırmızı, ister su yeşili çerçeveli. O pencerelerdir eve bakınca "acaba bu evde nasıl insanlar yaşıyo, oturma grupları ne renktir, bebekleri var mıdır, evin ortasında bütün odaları ısıtan bi soba mı vardır yoksa salonun köşesinde bi şömine mi?" diye kafamda merak uyandıran soruların yürüyüşe çıkmasına sebep.
Güzel şeylere açıldığı sürece her pencere güzeldir benim için.


Genç çift yeni evlerine taşınmış.. Sabah kahvaltı yaparlarken, karşı komşu da çamaşır asıyormuş. Kadın heyecanla kocasına:
- Bak hayatım, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor.
Kocası eşine bir süre bakmış sonra da hiçbir şey söylemeden kahvaltısını sürdürmüş.
Komşusunun çamaşır astığını her gördüğünde kadın aynı yorumu yapmaktan da geri durmamış. Bu durum bir ay kadar sürmüş.
Bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmış, hayretle kocasına dönerek:
- Bak! Sonunda çamaşır yıkamayı öğrendi, çok merak ediyorum! Kim öğretti acaba?
Kocası gülmüş:
- Tatlım ben bu sabah biraz erken kalktım ve penceremizi sildim.

Demekki neymiş sayın seyirci, her fıkra komik değilmiş, bazıları güldürürken düşündürür, bazısı da sadece "haaaa demek öyle" dedirtirmiş.
Demekki neymiş, bazı pencerelerin sık sık silinmesi gerekirmiş.
Demekki neymiş komşu komşunun külüne muhtaçmış.
Bide bazı elbiselerin penceresi diğer pencerelerden daha güzelmiş  

Bu da böyle bi anımız olsun. Hadi iyisiniz anlatcak bi fıkranız daha oldu eşe dosta. 
Rica ederim:P

Elbise: Asos
Ayakkabı: Zara
Çanta: Adsız çantacı
Kemer: H&M çocuk