Hamileliğimle ilgili bişeyler yazmam konusunda haftalardır bir ısrar, bir çemkirmedir gidiyo. Siz küfretmeden ben anlatmaya başliyim en iyisi:) Bunu siz istediniz!
güneş gözlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güneş gözlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2013/08/23
2013/04/29
2013/03/05
2013/02/25
Aslında öyle değil.
Bazen derin bi nefes almak ve puffffff diye bırakmak lazım.
Acaba bugün ne pişirsem yada offf yarın yine iş var diye düşünmeden.
Alıp eline balonu, sanki balonun oynanabilen bişey olduğuna henüz aklı ermiş 2 yaşındaki çocuk gibi çıldırmak lazım.
2013/02/17
2012/12/31
2012/12/13
2012/12/07
2012/10/23
Gülün bakiyim
Çocukken herkesin kardeşiyle yada arkadaşıyla gülme krizine girdiği, bu krizlerin ebeveynleri delirttiği, en olmadık anlarda ortaya çıkan ve özellikle de yasak olduğu bilindiği durumlarda volümü yükselen bu gülme krizlerinin bizi ne zor durumlara soktuğu olmuştur. Hayır hayır hiç kıvırmayın, biliyorum hepiniz güldünüz bi şekilde, babanızın kafasındaki iplik parçasına yada süt içerken dilinizin yanmasına yada incir yedikten sonra yapış yapış olan ellerinizi birbirinizin yüzüne sürmelerinize. Yani mutlaka abuk subuk şeyleriniz oldu sizin de gülmek için.
Kız kısmısı gülmez,
ayyyy çok güldük bugün, başımıza bişey gelmese bari,
şşşşş herkes bize bakıyo az sessiz gülsene yeeaaa
gibi saçma sapanlıkların etrafımızı sardığı bi dünyada büyümemize rağmen biz ota boka herşeye gülmeye devam ettik.
Ama ne zamanki büyüdük, zamanında bize çok kikirdediğimizde çimdik atan insanlara döndük. Mahalle baskısı diye bişey öğrendik. Sesli gülmek ayıp oldu, hele bide diş göstererek gülüyosan yollu bile olabilirsin, durum o kadar vahim yani!
Elin budisti kalkıp tedavi amaçlı gülme meditasyonları yapar, gülmenin bi yaşam biçimi haline gelmesi için adamlar orda kıçlarını yırtar,
biz hala bugün çok güldük, kesin bişey olcak derdindeyiz..
Halbuki gülünce serotonin salgılarız. Yani bir dakikalık kahkaha = on dakika kürek çekmek
Gülerken ortaya çıkan endorfinlerin romatizma, kas spazmı gibi ağrıları hafiflettiği de bilimsel olarak kanıtlanmış.
Solunum sistemimiz güçleniyo ve vücudumuza daha fazla oksijen giriyo. Tabi bunun için gerine gerine gülmek lazım. Eliyle ağzını kapatıp kıs kıs gülenleri almıyoruz bu gruba. Onları, katıla katıla gülme seanslarına yolluyoruz budistlerin yanına. Adamlar her gün elele tutuşup önce az sesli gülerek başlıyolar tedavi dedikleri bu seansa, sonra ses giderek artıyo ve herkes yerlere yatarak gülmeye başlıyo.
E zaten kahkaha bulaşıcı bişeydir. Hiç gülesi olmayan adamın bile gülesi gelir yanında birisi katılarak gülerken:)
Demekki neymiş,
yok gülünce gözlerimin kenarı buruşuyo,
yok ben çok çirkin oluyorum,
aman yanaklarım sarkıyo bilmem ne gibi bahanelerle, hali hazırda ağzımıza kadar gelmiş kahkahayı geri göndermiyomuşuz. Basıyomuşuz en seslisinden.
Tabi herkes kahkaha atamayabiliyo, misal ben. Şebelek gibi sürekli gülen bi suratım olmasına rağmen malesefki bi Sebahat abla kahkahasına sahip değilim. Onun yerine ııhıhıhıh, kihkihkih gibi kendi çapımda gülüşlerim var. Olsun o da yetiyo bana. Neticede karın kası yapıyo mu? yapıyo, mutlu oluyo muyum? oluyorum. Gerisi tırt!
Öperim hepinizi bayram şekerlerim benim.
Bu bayram bol gülmeli komikli şakalı olsun herkese. Yüzünüz kırış kırış olsun, o derece :)
Çok önemli bi dipnot: Gülmek gibi gülümsemek de işe yarıyo, onu da yapabilirsiniz. Ben gülemiyorum diyenler bide gülümsemeyi denesin, sonuçları paylaşsın benle:P
Sweat: Energie
Jean: Mango (Ben yırttım her yerini:P)
Ayakkabı: Yargıcı
Gözlük: Marc By Marc Jacobs
Saat: Emporio Armani
2012/09/27
Yapılacaklar şeysi
- Bu aralar yapacak çok şey, yazacak az şey var. Mesela yazlıklarla kışlıkların dolapta yer değiştirmesi gibi. Yazsam yazılcak bişey değil, ama yardım etmek isteyen varsa koşsun gelsin zira yapcak çok işimiz var.
Kışlıkların henüz yeni yerlerini alamamasından sebep, ha bide Ankara'nın gündüz eriten akşam titreten dengesiz havalarının da katkısıyla birlikte "elimizde mont, ceket ve hırka, üstümüzde t-shirt, ayağımızda açık ayakkabı, çantamızda yağmur olasılığına karşı kapalı ayakkabı" şeklinde saçma sapan görünümlü insanlar olarak geziyoruz biz burda.
- Aldığımızın henüz birinci ayı dolmadan sıkılmış olmam sebebiyle oturma grubumu değiştirmek istiyorum. Ama modeli değişmesin kumaşı değişsin istiyorum. Tabi bütün bunları koltuk döşemecisi ve kumaş aramadan bi sihirli deynekle zort diye yapmak istiyorum anlıyo musunuz beni? Ama ne zamanki aklımda bu konu olsa, böyle kafamda tatlı tatlı baloncuklarla kumaş seçip kaplattırdığımın hayalini kursam, oturma grubunun üstünden "istiklal alana lcd bedava darısı başına.." diye seslenen Aşkın Nur Yengi çıkıyo karşıma. O an zaten hayattan kompil soğuyosun, nerde kaldı koltuk, nerde kaldı kumaş!
- Önümüz kış, yiycez içcez, yatcaz kalkcaz. Nası olsa kalın giyiyoruz, bide üst üste giyme modası çıktı. Simitlere ve semerlere özgürlük dönemi başladı. Ama yoook bu kez tedbirli olcam. "Bi orta boy pizza yeter mi acaba yaaaa" sorunsalından kurtulup bir küçük boy karışıkla yetinmeyi bilicem. Spor salonlarının, beni ayda bir spor yapmak için üye yapmadıklarını buzdolabının üstüne yazıcam, her yemekten sonra bakıcam o kağıda. O da bişey sonuçta.
- Bundan yıllaaar yıllar önce, yine bir pis boğazlılık çalışması sırasında, tam da patates kızartmasını ağzıma atacakken, kızartmanın kıtır kıtır olmasının verdiği yanıltıcılıkla beraber çatalı sertçe ısırmış, ön dişlerimden birini azcık kırmıştım. Patatese ne mi oldu? tabiki yiyemedim. Çatalı ısırdıktan sonra dişlerde oluşan o metalimsi gıcık hissiyatı herkes biliyo diimi? o zaman niye soruyosunuzki.
Peki ben bunu neden anlatıyorum. Akılsız baş mı dersiniz, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir mi dersiniz, ordan kendim ettim kendim bulduma mı bağlarsınız orasını bilemem, bi baktımki patates kızartması yerken çatalı sertçe ısırıp dişlerimi kamaştırma işi bende alışkanlığa dönüşmüş. Ön dişimi daha fazla kırıp hüsniye teyzeye bağlamadan ya kızartmayı hayatımdan çıkarmam yada o dişi yaptırmam lazım.
Bu tarz çok mühim şeyler var işte yapmam gereken. Hayat bazen çok zormuş valla da.
Peki senin bu kış planın ne? Domatesler biberler buzdolabı poşetlerine doldurulup dondurucuya yerleştirildi mi? Kışlıklar alfabetik sıraya göre katlandı mı? Alper tunga öldü mü ıssız acun kaldı mu?
Hadi hepsini geçtim, bikere bile bu pazartesi kesin başlıyorum diyeti yapmıycak mısın yoksa? yok artık!
Elbise: Çayyolu pazarı
Sandalet: Zara
Gözlük: Marc By Marc Jacobs
Gözlük: Marc By Marc Jacobs
Clutch: Koton
Kolye: H&M
Bileklikler: H&M, LWC by AhuAtesel
Mekan: Kalkan Marina
2012/09/20
Bişey diycektim aslında.
Uzun yollarda, hele hele otobüs gibi oldukça kozmopolitan bi ulaşım aracı kullanıyosanız, üstüne bide saatlerce sürecek bi yolculuk sizi bekliyosa, yanınızdaki teyzeyle siz istemeseniz de kanka olacağınızı, arkadaki amcanın horultusu gurultusu ve aklınıza gelebilecek her türlü(!) sesine maruz kalacağınızı, topkek ve çiziyi bir daha görmek istemeyeceğinizi, bebek viyaklamalarından hiç olmadığı kadar tiksineceğinizi, eğer yanınızda koklayacak güzel bişeyiniz yoksa "bizim çocuğu yol tutuyo da" cümlesinin devamında bütün otobüse hakim olan kusmuk kokusunu iliklerinize kadar soluyacağınızı da kabul etmişsiniz demektir.
Ben en iyi firmayım diyen, uçak bileti fiyatına otobüs bileti kesen firmalar da dahil hepsinde ortalama olarak bu tarz bi ahval ve şerait içinde bulursunuz kendinizi. Ben söyliyim de..
Aslında bu tarz toplu taşıma durumları sadece bizde değil bütün dünya ülkelerinde aşağı yukarı böyle. Ama tabi bizim mutlaka farkımızı ortaya koymamız gerekiyo her konuda olduğu gibi. Türküz sonuçta, kanımız kaynar, susamayız, kendimizi tutamayız.
2012/09/10
Yaz bitti herkes dağılabilir.
Yaprakların iyice kızardığı, soğukların abartıp yorgana sardırdığı, güneşin de formaliteden ısıttığı şu günlerde içimden bişeyler yazmak gelmemesini oldukça normal buluyorum ben. Ya siz?
Çünkü sizin o 4-5 ay dediğiniz yaz mevsimini biz allahın ankarasında sadece bir ay yaşıyoruz. Zart diye geliyo, meseleyi zort diye çözüp gidiyo arkadaş. Bi bakıyoruzki yüzümüzde malak bi ifade, üstümüzde kazaklarımız ve ayağımızda çoraplarımızla onu uğurluyoruz.
E sen ne ara gelmiştin de gidiyosunki?
Saç kurutma makinelerini banyo sonrası ısınma aracı olarak kullandığımız günler çok yakın. Aynı şekilde banyoların yanık saç kokusuna maruz kalma günleri de.
Üç günlük tatilde bir senelik güneşi sömürüp, şekilden şekle girerek yakmaya çalıştığın bütün vücudunun patates gibi soyulacağı ve ekim gelmeden taze kabağa bağlayacağın günler de kapıda.
Tamam yaaa öyle hemen üzülme. Sonbahar ve kış da fena değildir.
Herkes alabildiği kadar Akasya durağı almış ve Doktorlar sayesinde kendi ameliyatını kendi yapabileceği seviyeye gelmiştir. Artık tatildeki bütün saçma sapan diziler(Muhteşem yüzyıl hariç:P) yeni yayın dönemine girebilirdir.
Yapraklar kızarır, ki kızaran yapraklar biz bloggerların temel yapıtaşlarından biridir:) Fonda onlar varken daha bi güvendeyizdir. Kızarmış yaprağa basıp da ayakkabısının fotoğrafını çekmeyen blogger bizden değildir, o derece.
Sonra bunun karı var kışı var. Çatlayana kadar yiyip, şiştiğini belli etmeyecek kadar kat kat kıyafet giyilebilir olması da cabası.
Buz pistine dönen ankara sokaklarıyla aramı iyi tuttuğum ve kar maskemi taktığım sürece kıştan bile zevk alabilirim nerdeyse. Allahım nası mutluyum!
Hadi bana yumuşak, mis kokulu, sıcacık sebepler söyleyin yazın gidişine sevinmem için. E hadiiii bekliyorum -.-
Bluz: Twist
Şort: Stradivarius
Ceket: Mango
Çanta: H&M
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

























































