Colins etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Colins etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2013/02/25

Aslında öyle değil.


Bazen derin bi nefes almak ve puffffff diye bırakmak lazım.
Acaba bugün ne pişirsem yada offf yarın yine iş var diye düşünmeden. 
Alıp eline balonu, sanki  balonun oynanabilen bişey olduğuna henüz aklı ermiş 2 yaşındaki çocuk gibi çıldırmak lazım.

2012/07/23

Karabasma iz olur.


Bazen konuşcak çok şeyim oluyo ama yazsam saçma geliyo. Bazen deli gibi yazasım geliyo, trafigin ortasında oluyorum. Vel hasılı kelam, şu an anlatacağım şeyi unuttum ve hatırlamaya çalışıyorum. O sırada da sizi oyalıyorum.
Belki aklıma gelir diye koşa koşa tuvalete gittim, o da yemedi.
Bu aralar aklımda fikrimde (burdan Mustafa Keser'e selam olsun) tatil dışındaki tek şey gece beni yannız bırakmayan, adeta tepemde dikilen ve uyuyup uyumadığımı kontrol edip ona göre harekete geçen kabuslarım!
Halk arasında karabasan olarak tabir ettiğimiz fakat daha ziyade camış gibi yemek yeme neticesinde bünyede baş gösteren ve sırtını yatağa koyduğun an tüm yediklerinin ağzına gelmesi suretiyle boğulma noktasına getirten bi çeşit kitlesel imha aracı.
Böyle uykunun ortasında uyanıyosun, ki aslında uyandığını sanıyosun sadece. Öyle boktan, öyle karışık bi ruh hali. Sanki üstünden tır geçmiş de tam kaburgalarının üstünden geçerken lastiği patlayıp orda durmuş gibi bi ağırlık. Yerinden bile oynayamıyosunki nerde kaldı kolunla üstündeki tırı kenara itmek yada yanında horul horul uyumakta olan koca modelini uyandırmak. 
Neyseki sen bağırdığını zannederken bi takım baykuşumsu sesler çıkarıyosun da ordan anlaşılıyo nasıl bi maceranın ortasında olduğun.
"Tamam canım, sakin ol, bak burdayım ben, sadece kıytırık bi rüyaydı." şeklinde bi takım telkinlerle ayıltılıyosun. Zaten rüya olmasaydı üstümdeki tırı kesin kaldırıp kenara fırlatırdın, evet.
Uyandıktan sonrası daha fena. Gecenin bi yarısı, evdeki bütün nesnelerin durduğu yerde çatırdadığı, parkelerin esnemekten çatladığı, balkon kapılarının en umarsızca gıcırdadığı, yani özetle en korkunç malzemelerin birarada olduğu zamanda uyanıksın.
Gel de uyu şimdi.












Ben küçükken koyun saymazdım uyumak için. Benim de kendime has bi tarzım vardı sonuçta. Ben çizik atardım her saniye için. Aradan bikaç dakika geçtiğinde göz kapağımın önü trt gece kuşağı gibi bol çizgili bi hal alırdı. Hatta öyle çizerdimki gözlerimi açtığımda bile çizgiler gözümün önünde dururdu. Öyle de bi hayal dünyasından geldim.
Yannız hala ne anlatcağımı hatırlayamadım.
Oldu o zaman, yine uğrarım ben.

Elbise: Colins
Ayakkabı: Nine West
Bileklikler: H&M

2012/06/03

Matematik içimizde.


Cumaları neden seviyoduk? Cumartesiyi hatırlattığı için.
Peki pazarları neden sevmiyoduk? Tabiki bitmeyen pazartesilere bağlandığı için.
O zaman içler dışlar çarpımı yaptığımızda cumartesiyi de sevmememiz gerektiği sonucuna varıyoruz. Çünkü cumartesi de bize halihazırda pazartesiyi hatırlattığı için sevmediğimiz pazarı hatırlatıyo.
Bizim zamanımızda(yazar burda geçen yıllara içten içe serzenişte bulunmaktadır) ÖSS matematikte, sayılar arasına sıkıştırılmış üçgenler, kareler ve yıldızlardan oluşan "işlem" soruları vardı. Üçgenle bi araya gelen bütün işlemlerin sonucu çift sayı olduğuna göre, kare de onların hep bir eksiği olduğuna göre, sonuç yıldızdır. Yani pazartesiden ötürü pazarı sevmiyosak, cumartesiyi de sevmememiz gerekir. 
Boşuna mı öğrettiler bize o kadar denklemleri, fonksiyonları, türevleri. Alalım, günlük hayatımızda sere serpe kullanalım, "ulan boş yere ömrümüzü verdik şu havuz problemlerine" dememek için her havuza girdiğimizde bir problem yaratıp çözelim. Sonra da havuzbaşında şaşkınlık içinde bizi izleyenlere gururla "merak edilcek bişey yok, herşey kontrolüm altında. lisede sayısalcıydım ben, şimdi çözerim." diye ekleyelim. 
Markete gittiğimizde hesap 16TL ise, kasiyere gayet kendimizden emin bi şekilde "256 nın karekökü olan 16 dan bahsediyoruz değil mi? Hayır bi yanlışlık olmasın. Eğer OKEK'ini öğrenmek istiyorsanız bir sayı daha belirtmeniz gerekecek ki ben de size ikisi arasındaki ortak katların en küçüğünü söyleyeyim" diye bir açıklamada bulunup, biberi tarttırmayı unuttuğumuz için kasadan geçirmeyen ve bizi tersleyen kasiyeri dilediğimiz gibi sinir edelim. Hatta 3 parça malzeme için bizi 15 kişilik kasa kuyruğuna yeniden sokmaya kalkışırsa direk trigonometriden girelim olaya, hayata bakış açısını değiştirelim.



Bak mesela bugün, A noktasından yola çıkmış bir otomobildeki ben, benden yarım saat önce B noktasından yola çıkmış bir başka otomobildeki X, Y ve Z kişileriyle buluşup, saatte beşbin kelime hızla konuştuk. 
Kim demiş matematik problemlerini günlük hayatta kullanamayız diye. 












Yine görüşelim bak, anlatcaklarım daha bitmedi.

Ceket: Mango
T-Shirt: XSide
Pantolon: Colin's
Ayakkabı: ALDO
Çanta: Asos
Mekan: Bahçeli caddeleri

2012/04/27

Aşırı doz bahar



Şaka maka, yalvara yakara, ıkına ıkına baharı saklandığı yerden çıkardık ya helal olsun bize. 
Biz burda güneş açsın diye elele tutuşup bahçede halay çekerken(bi çeşit yağmur duası gibi düşün), sen bahar, bütün o hafif esintiyi, o çiçekleri böcekleri, şeytan tüylerini, papatyaları topla gel. Bide bunlar yetmezmiş gibi o ağaçların en güzelini burnumun dibine koy. Biliyorum bi çıkarın var benden. Kesin bişey istiyceksin! 
Neyseki amaçsızca etrafta dolaşıp insanları rahatsız etmekten başka bi halta yaramayan etçil arıları da getirdin gelirken, hafifletici sebeplerin var.








  

"Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum, yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar" demiş ya hani Candan ablamız, hakkaten ne candan söyler o parçayı, ki kendisi aynı zamanda düğünümüzün pasta kesme şarkısıdır. 
Bunu neden anlattım, çünkü konumuz bahara bağlı olarak her evde gerçekleşen bahar temizliği, sonra o temizliğin vazgeçilmezlerinden biri olan cam silme seremonisi. Peki bu seremonide başrol oyuncusu kim? Tabiki cam bezi!
Evet konu giderek daralıyo. Nerdeeeeen nereye işte sevgili okur. 
Şimdi burdan konuyu iki ayrı soruya bağlıyorum.

Neden kullanılmayan atletler, hatta bazı kadınlarda don kullanıldığı da görülmekte, iki eşit parçaya bölünmek suretiyle cam silme görevini üstlenmiş? Bunu kim bulmuş, amacı neymiş, neden atlet?

Diğer aşırı merak ettiğim, hatta ilk gördüğüm zamanlarda saflığıma denk gelip anlayamadığım, tıpkı çocukluğumda "bir kadınla bir erkek aynı yastıkta yatarsa kadın hamile kalır"a inanışımdaki gibi bir şuursuzluk içine düştüğüm, ama baharın da gelmesiyle birlikte neredeyse her duvarda görmeye başladıktan sonra kafamda garip ampuller yakan ve sonunda bulduuuuuum! dedirten "koltuk tasarımı" adını kimin, hangi kafayla ve neyi neye benzeterek bulduğu!
Hadi bel fıtığı bile bi yerde amacını belli ediyo. Ama bunu anlamak mümkün değil. 
Sadece yazan amcanın el yazısından anlıyosun. Daha önce de o duvarlara adeta kartvizit gibi "bel fıtığı / tel: ..." yazan amca, çok belli. Demekki yönetim el değiştirmiş, 'kaldırın bu bel fıtığı yazılarını, artık döşeme sektörüne el atıyoruz, bundan sonra yeni sloganımız koltuk tasarımı yapılır ' demiş yönetici.
Ben de her sabah o duvarın önünden geçerken ermanı dürtüp 
"canım bak koltuklarımızın döşemesi de baya eskidi, püre de tırmaladı zaten, bak şurda numara yazıyo, bi arayıp sorsak fiyat alsak ya" demiyo muyum saf saf, kedi canımı benim!

Zaman kötü sevgili okuyan insan, kime koltuk tasarlatacağına çok dikkat et;)
Böyle de sosyal mesaj verir, öper, giderim.

Bluz&Ayakkabı: H&M / Jeans: Colin's / Çanta: Zara / 
Neon sarısı şey: Aslen H&M çocuk kemeri olup bileklik olarak kullanılmıştır. iyi günler.

2012/04/04

Gibi gibiyim


*Serçe parmağım havuç gibidir. Bi şekilsiz, yüzük yakışmaz oje tutmaz filan.
*Salondaki abajuru akşamları loş ışıkta Kamil amcaya benzetiyorum(ortaokuldaki servis şoförümüz).
*Ayak başparmağım bizim bi akraba var ona benziyo.
*Kollarım mayalı hamur gibi.
*Saçlarımı koyu renge boyattığımdan beri cadıya benziyorum.
*Püreyi babanneme benzetiyorum. Hele böyle karşıma geçip bi oturuşu var gıdısını çenesiyle sıkıştırarak, aynı o!

*Perçemlerim süpürge gibi, inanılmaz sıkıldım onlardan. Kaynak yaptırsam düdük gibi belli olur diye cesaret edemiyorum. Belki de zamanında kardeşime yaptığım gibi yapıp kökünden kesmeliyim onları.
flaşbek: Yaşlarımız 8 ve 6. Önce saçlarına kahkül kesmiştim kardeşimin, sonra beğenmedik bi şekilsiz geldi. Ben de napsam napsam derken aldım elime makası kahkülleri dibinden kestim. Böylece artık hiç anlaşılmayacaktı. Çok pratik zekaydım ozamanlar da. "ooooohh çok şahane oldu" diye bide eserimi beğenmiştim. Kıyamam kardeşim de hiç ses çıkarmadan ikna olmuştu :)
*Yağlandıkça armuta bağlıyorum sanki.
*Eski arabaları dedeye, çiçek abbas minibüslerini göbekli amcaya benzettiğim de doğrudur.
*Ahmet'i Mehmet'e, Ayşe'yi Zeynep'e ya da Ahmet'i Ayşe'ye, ama mutlaka birilerini birilerine yada bişeylere benzetirim.
Çıkarım: Ahmetle mehmet birbirini tanıyosa, mehmetle ayşe de birbirini tanıyosa zaten ahmet otomatikman ayşeyi tanıyodur aynı arkadaş ortamından. E tanıyosa bi yerde benzeme ihtimali de vardır, sonuçta üzüm üzüme baka baka. 
Bu arada karakterler tamamen hayal ürünüdür, "vay efendim ben ayşeyim mehmetle ne alakam var, adamın üç parmak kaşı var" gibisinden kimse üzerine alınmasın, saldırıya geçmesindir.



*Mesela bugünkü halimi de sakıza benzettim. Hani böyle her aroması farklı renkte olan çizgili sakızlara. Bigbabol tercih sebebidir.


Aslında o kadar iri değilim ya. Çizgiler enine olduğu için öyle, valla bak! 
Ekranlar en az 5 kilo ekliyo üstüne diye en sanatçı kaprisimi de yaparak pazardan aldığım taze sarmaları hüpletmeye gidiyorum izninizle. 

Yo yo kalkmanıza gerek yok zahmet etmeyin.

Kazak: Zara / Elbise: Colins / Ayakkabı: Flo