Flo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Flo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012/05/10

Balıkçı Azize


Balıklarım tazedir de alıp yiyip doysana
bir kilodan ne çıkar oooof oooof beyamca, üç beş kilo alsanaa, üç beş kilo alsana.
diye şarkısını söylerken ilk defa o iri gözleriyle beni etkilemişti balıkçı güzeli Azize. Kafasında bizim oralarda "papak" diye geçen balıkçı beresi, ayağında plastik yagmur botları, yüzünde hep kocaman bi gülümseme, bide ona deliler gibi aşık ve kendini müziğe adamış bir Şopen. Her klasik türk filminde olduğu gibi bu filmde de esas karakterlerden biri keşfedilir, meşhur edilir. Diğer itilmiş karakter ise hep onu uzaktan boynu bükük seyreder. Sen artık eski Azize değilsin, kirlendin, sen artık beeelli kişilerden oldun diyerekten Azize'ye çemkirir durur Şopen. 



Aslında bi istemem yan cebime durumları vardır içten içe. Ulan zaten gazinoda garsonluk yaparak üç kuruş para kazanıyoz, üç beş beste yaparak hayat mı geçer. Zengin bi karım olsa, o önden yürürken ben arkadan onun kürkünün eteklerini tutsam yere değmesin diye, arabasının kapısını açsam, otur diyince otursam kalk diyince kalksam, ayakları rap rap elleri şapşap diye hikayeyi burda bir çocuk tekerlemesine bağlar, bütün romantizmin içine ederim.

Bu arada üçlü koltuğa inek gibi yayılmış, önündeki sehpada çay ve tarçınlı kek eşliğinde bu filmi izlemenin keyfi bi başkadır. Onu söyliyim de izlemek isteyenler, bir nostalci olsun efendime söyliyim bir eski aşkları gözden geçirmek olsun düşünenler olursa sevap hanemize bikaç bişi eklensin, gönüller hoş olsun filan.
Bu vesileyle sizlere yepyeni fotoğraf makinemiz ve lensimizle çektiğimiz, balık ağı temalı fotoğraflarımı sunmak isterim. Lütfen şöyle buyrun, içerde kuruyemiş ve meyvesuyumuz da mevcut.










     





  

 

Cumalar güzeldir cumartesiden ötürü. E dolayısıyla perşembeler de cumayı hatırlattığı için kabul edilebilir seviyede sevilebilir. Bence öyle yani.

dipnot: yanıma ruj almayı unutup ölü gibi soluk görünen, hatta ruj sürse dahi üçüncü dakikasında yiyip bitiren ben, burdan yanından dudak nemlendiricisini eksik etmeyen bakımlı vede karizmatik erkek kardeşime selam eder, büyüklerin ellerinden öperim.
sonra yok efendim minikkuş niye ruj sürmüyosun filan durumları olmasın.

Örgü bluz: Mango (çoooook eskilerden)
Örgü elbise: Polo Garage
Ayakkabı: Flo
Çanta: Guess
Gözlük: RayBan folding

2012/04/20

İpek kadınlar günü



Kadın diyince benim aklıma hep annem gelirdi küçükken. Onun yaptığı yemekler de otomatikman kadın yemeği olurdu. 
-Hadi yavrum bak bamya yemeği yaptım.
-Yok yemem ben onu, kadın yemeği o. Patates kızartması yiyebilirim ama.
Yani kadın kelimesi hep anneyi çağrıştırırdı bende. Her türlü nazını çeken, "anneeeeeaa bitti" dediğinde hiç düşünmeden gelip seni o çileden kurtaran, sen doyduğunda karnı doyan, sen hasta olunca ömründen ömür giden..
Kadın olmanın, anaç olmanın, ziyadesiyle çalışan hormonların sonucu olarak KADIN, en el üstünde tutulası, en pamuklara sarılası, küçücük şeylerle bile mutlu olabilen bir varlıktır. Yeterki sen onu sevmeyi bil.
Tamam cadaloz, eli maşalı, adamın anasından emdiği sütü burnundan getiren kadınlar da yok değil. Ama yukarda bahsettiğim yumuşaklıkta bir varlığın bu hale gelmesinin altında da elbet başka şeyler yatıyodur, onu kurcalamak gerek. 

Nasılki her başarılı erkeğin arkasında bir kadın varsa, 
eşi kravatını düzeltmeden, pantolonuna uygun ayakkabısını seçmeden evden dışarı adımını atamıyosa o adam,
her arızalı kadının arkasında da bir erkek olduğu unutulmamalıdır!

Kadın olmazsa aslında bu dünyadan hiçbir tat alamayacağını, sap gibi, muhtelemen de pislik ve düzensizlik içinde yaşayacağını düşünmeden onu hor kullanan erkekleri kastediyorum. Sanki onu bir anne doğurmamış gibi bilinçsizce davranan, kadını yaşamsal faaliyetler için sadece bir araç olarak gören erkekler.
Hani böyle ağzının ortasına yapıştırılası cinsten olanlar.
Hamile bırakana kadar herşey iyi güzel hoşken, çocuk doğdu mu tası tarağı toplayıp terk edenler yada terketmek yerine anne ve çocuğu düzenli olarak hergün dövenler.
Üzerinde sigara söndürenler, odun kıranlar.
İşte güzel yurdumun her yerinde, bu balta girmemiş ormanlarda yetişmiş kokuşmuş beyinli yaratıklara rastlamak mümkün. Üstelik de kumar gibi bişey. Tamamen şansa bağlı böyle bir adamla karşılaşmak.

Sen yıllarca aşk yaşa, sev, sevil, oh ne ala hayat. Sonra evlen, canavara dönüş. Kafasında yolunmamış saç, vücudunda morartılmamış nokta, elinde çekilmemiş tırnak bırakma o bakmaya bile kıyamadığın kadınının.. Bu nasıl bi insanlıktır, bir insan kalbini açtığı insana gün gelip nasıl böyle davranır aklım almıyo benim.

Ben bu tip konulara girince niyeyse çok sinirleniyorum. Heleki biraz olsun kadını cephe alan cümlelere giren birileri olursa etrafımda beni tutabilene aşkolsun.
Feminist değilim ama sonuçta kimsenin kimse tarafından ezilmesine de sessiz kalamam.












  Evet yanlış görmüyosunuz, kafam kadar bir sümüklüböcek var orda. Kendisi ODTÜ'nün içinden.

(fotoğraflar için Fido'ma teşekkürler  )

28 Nisan'da Grand Rixos Ankara'da, özellikle de güzel yurdumun her ana haber bülteninde ayrı bir versiyonuyla karşılaştığımız kadına yönelik şiddeti konu alan, Mor Çatı yararına düzenlenen bir aktivite var. Bu yıl ikincisi düzenlenen "İpek kadınlar" isimli bu organizasyonda dinleyici olarak ben de olacağım. Birçok ünlünün ve girişimci ismin katılacağı bu organizasyona katılmak ve bu vesileyle şiddet gören kadınlara bir parça olsun yardım etmek isterseniz davetiyenizi alıp bu keyifli organizasyonda yerinizi almanızı öneririm. 
Duyanlar duymayanlara duyursun, gidemeyenler gidebilecek kişilere haber salsın. 
Eee hayatın gerçekleri bunlar, hep gülcek oynayacak değiliz ya, arada sosyal mesaj da vermek, bilinçlenmek-bilinçlendirmek lazım diimi efem.
Hadi bakalım.

Bluz: Zara / Pantolon: Tiffany / Şal: H&M / Ceket: Mango / Gözlük: Ray-Ban 
Ayakkabı: Flo / Çanta: Asos / Bileklikler: Aldo

2012/04/06

Tipitip



  


Ya aslında artık fotoğraf aralarında bişey yazmıyorum kafa karışmasın diye ama buna yazmazsam ölürdüm. Poz verirken ya da karşındaki fotoğrafını çekerken farketmiyo da insan, niyeyse bilgisayara aktarınca çıkıyo bütün pislikler ortaya:) 
Misal ben o bankta gerine gerine oturmuşum, suratımda pişkin bi ifade, ama arkadan kafama çarpmak üzere olan bi uçak görüntüsü varki bu görüntü Ermanı hiç rahatsız etmemiş. 
Benzer şekilde, patatesi toprağa taze ekmiş tarladan gelmiş gibi toz toprak içindeki çoraplarım da detaylı bakınca anlaşılıyo. Bide çamurlu topuklarım. 
Ne kadar detaycısınız arkadaşım yaaa, görmeyin onları, büyük resme bakın rica ediyorum:)









Bazı insanlar vardır, böyle ağzının ortasına indiresin gelir iki tane. Çok yumuşak başlı görünür teoride, allahım o ne kadar iyi, ne kadar uyumlu bi insandır! Ama iş pratiğe gelince anlarsın aslında ne tür bir yaratık olduğunu. İçten pazarlıklı, onda var da bende niye yokçu, hepbanacı, ikiyüzlü, nalet bişeydir. Aman diyim uzak durundur.


Sonra başka bi insan modeli vardır, herşeye müdahil, her konuda fikri olan. Hiçbir halta yaramayan ama her cümlede adının geçmesini bekleyen. "Aaaa ben onu çok iyi biliyorum, üç kere görmüştümki" cinsi bu tür canlılar aslında o şeyi hiç görmemiştir, ama fikri vardır. Kıyamam ben o tiplere. Özgüvenlerinden ötürü de bi alkış alalım bu arkadaşlarımız için. Hadi amaaaaa.


Kimisi de allahın garibidir. Ne dersen kabulüdür, itiraz etmeye oyunbozanlık yapmaya gerek yoktur. Kafama vur ekmeğimi al diyen bu kutsal insan modeli bir o kadar da sıkıcıdır. İnsan herşeye sen bilirsin, sen nasıl istersen, siz neresi derseniz bana uyar gibi cevap verir mi, bu nasıl bi gevşeklik, bu nasıl bi kendini bilmezlik, kendinden geçmişliktir. Biraz sert ol kardeşim, kalıbının adamı ol. Gören de seni taş fırın/eli maşalı sanır.
Aklıma gelmişken: bi insan başka bi insanın ekmeğini almak için neden kafasına vurma gereği duyarki. Canın ekmek çekmiştir, anlarım. Ama adam gibi iste, o zaten verir. (Burda ekmeğini diğer sokak çocuklarıyla paylaşan sezerciği düşün. Herkese dağıt, kendine bişey bırakmamaya dikkat et. Aman diyim aç kal ama başkalarını sevindir, böylesi makbul şimdi. Görüyomusun adam aç ama her yere hayır yapıyo desinler, bağırlarına bassınlar seni.)


İnatçılar da adamın iflahını kurutur. Hele bi konu hakkında fikri varsa ve sen aksini iddia ediyosan ondan uzak durcaksın, bulaşmıycaksın. Hıhı tamam canım, aynen senin dediğin gibi, o papatya kırmızı, o yelek değil süveter, onlar halka değil fil gibi..


Bide benim en sevdiğim insan modellerinden biri (şimdi böyle kategorize edip insanlar beşe ayrılır gibi bi yaklaşım içinde olduğumu düşünmeyin, son derece hümanistim ben, adam seçmem, bu konuda hassasım) kahkahasıyla ortamı şenlendiren, çok konuşup konuşmaması mühim değil ama konuşunca bi kelimesiyle bile güldürebilen, kısacası güneş enerjisiyle çalışan insan modeli. 
Bu kişilerin desibeli de yüksektir dikkat ettiysen. Hahayyytttt diye bi kahkaha atarki sen öteki sokaktan duyarsın o Aynur teyzenin kahkahasını. Cazgırdır. Lafı kodumu oturtur yada gediğine oturtur nasıl tercih ederseniz artık.
Mahallenin en agresif, yanına yaklaşılamayan adamına çatır çatır laf sokar, çekinmez. Kocasına lafını geçiremeyen, annesinden arkadaşlarında kalmak için izin koparamayan, babası sahilde bisiklet sürmesine izin vermeyen(burda biraz kendimden bahsediyo da olabilirim, nolmuş) ne kadar mahalle üyesi varsa hepsinin sorununu höyt hüyt usulü çözer o aynur teyze. 
İyiki vardır öyle insanlar.


O diil de yeni nesil gençlik kahkaha atmayı bile beceremiyoki arkadaş, nerde kaldı bunlardan bi sebahat abla, bi eşref abi yaratmak, bi şen kahkahasıyla bütün apartmanı ayağa kaldırmasını beklemek.
Elimizdeki aynur teyzelerin, fikret ablaların kıymetini bilelim, henüz hayattalarken güneş enerjisini nasıl kahkahaya çevirdiklerini ve su böreğinin püf noktalarını öğrenelim derim.


Kazak: H&M çocuk / Etek: Batik / Ayakkabı: Flo / Çanta&Saat: Guess 



2012/04/04

Gibi gibiyim


*Serçe parmağım havuç gibidir. Bi şekilsiz, yüzük yakışmaz oje tutmaz filan.
*Salondaki abajuru akşamları loş ışıkta Kamil amcaya benzetiyorum(ortaokuldaki servis şoförümüz).
*Ayak başparmağım bizim bi akraba var ona benziyo.
*Kollarım mayalı hamur gibi.
*Saçlarımı koyu renge boyattığımdan beri cadıya benziyorum.
*Püreyi babanneme benzetiyorum. Hele böyle karşıma geçip bi oturuşu var gıdısını çenesiyle sıkıştırarak, aynı o!

*Perçemlerim süpürge gibi, inanılmaz sıkıldım onlardan. Kaynak yaptırsam düdük gibi belli olur diye cesaret edemiyorum. Belki de zamanında kardeşime yaptığım gibi yapıp kökünden kesmeliyim onları.
flaşbek: Yaşlarımız 8 ve 6. Önce saçlarına kahkül kesmiştim kardeşimin, sonra beğenmedik bi şekilsiz geldi. Ben de napsam napsam derken aldım elime makası kahkülleri dibinden kestim. Böylece artık hiç anlaşılmayacaktı. Çok pratik zekaydım ozamanlar da. "ooooohh çok şahane oldu" diye bide eserimi beğenmiştim. Kıyamam kardeşim de hiç ses çıkarmadan ikna olmuştu :)
*Yağlandıkça armuta bağlıyorum sanki.
*Eski arabaları dedeye, çiçek abbas minibüslerini göbekli amcaya benzettiğim de doğrudur.
*Ahmet'i Mehmet'e, Ayşe'yi Zeynep'e ya da Ahmet'i Ayşe'ye, ama mutlaka birilerini birilerine yada bişeylere benzetirim.
Çıkarım: Ahmetle mehmet birbirini tanıyosa, mehmetle ayşe de birbirini tanıyosa zaten ahmet otomatikman ayşeyi tanıyodur aynı arkadaş ortamından. E tanıyosa bi yerde benzeme ihtimali de vardır, sonuçta üzüm üzüme baka baka. 
Bu arada karakterler tamamen hayal ürünüdür, "vay efendim ben ayşeyim mehmetle ne alakam var, adamın üç parmak kaşı var" gibisinden kimse üzerine alınmasın, saldırıya geçmesindir.



*Mesela bugünkü halimi de sakıza benzettim. Hani böyle her aroması farklı renkte olan çizgili sakızlara. Bigbabol tercih sebebidir.


Aslında o kadar iri değilim ya. Çizgiler enine olduğu için öyle, valla bak! 
Ekranlar en az 5 kilo ekliyo üstüne diye en sanatçı kaprisimi de yaparak pazardan aldığım taze sarmaları hüpletmeye gidiyorum izninizle. 

Yo yo kalkmanıza gerek yok zahmet etmeyin.

Kazak: Zara / Elbise: Colins / Ayakkabı: Flo

2012/03/30

Cin cin çıkıcak.



Sen git odtünün uçaktan başka bişi olmayan müzesinde su yeşili araba bul, sonra da ordan transit geç. 
Oğğğ yooo! Hiç tarzım değil.








Bide şuraya dipnot düşiyim beğenen beğenmeyen herkes bilsin bu bence muhteşem şirinlikteki kolyenin hediye olduğunu ve nerden alındığına dair de en ufak bir fikrimin olmadığını. Balığından su kaplumbaasına herşey var kız çok tatlı. 
Bu arada yeri gelmişken lütfen bilinçsiz avlanmayalım arkadaşım, öyle havalar az ısındı diye hemen balık tutma atraksiyonlarına girip garibanların büyümesine engel olmayalım. Hele bi büyüsünler, bi sabredin yaaa. Adamı çileden çıkarırsınız valla.













İnsanın içinde sürekli bi konuşma, vik vik vik bişeyler anlatma ihtiyacı olunca ve aksi gibi bütün gün masa başından kalkmayıp tek başına kavun karpuz yetiştirircesine toto büyütmekle meşgul olunca o dünya tatlısı insan (bazen 3.tekil şahıs gibi kendimden bahsederken yanaklarımı sıkasım geliyo) aklına bişeyler geldikçe yazıp yazıp atıyo taslaklara. 
Ben bunu yaziyim şimdi, ilerde kesin lazım olur. 
Çünkü bu yazdıklarıyla dünyayı falan kurtarabileceğini, çatlayana kadar yiyerek kilo vermenin formülünün bulunmasına yardımcı olabileceğini ya da erkeklerin kimyasını biyolojisini fiziğini herbişeyini değiştirebileceğini, hiç olmadı oturdukça küçülen ve sıkılaşan bi toto teknolojisinin altına imza atabileceğini düşünmektedir. 
Kıyamam kız çok da iyi niyetlidir. Her saklanan samanın bigün nası olsa zamanı gelir diye düşünüp dünyasını kocaman bir samandan ahıra dönüştürmüş bile olabilir. 
Hesabını bilir. Bişey indirime girdiyse o alınmalıdır. Ama işte dedim ya iyi niyetli olduğu için, kalbinde kötülük olmadığı içindirki indirimdeki herşeyin alınması gerektiğini, ev ekonomisinin ancak böyle dönebileceğini düşünmektedir. Bu konuda hala eksikleri vardır.
...
Bazen ortada bi konu olmayınca nereye bağlayacağını bilemiyo insan. Öyle kal geliyo paragrafın orta yerinde. Hani boğazında düğümlenir de söyleyemezsin ya, hani karşındaki zırt bırt senin lafını kestiği için sürekli ne diyceğini unutursun ya, işte öyle bişey. Yani ben öyle düşünüyorum. 

Son dakkada hatırlanan: üç harfli diyince gelmez, cin diyince gelirmiş. Yoksa üç kere cin diyince mi geliyodu? Başka bi başlık bulsam iyiydi aslında.


Jean Gömlek: Topshop / Jeans: H&M / Jean Ceket: Mango / 
Jean Çanta: Lookat Milano / Jean Ayakkabı(şaka la şaka): Flo

2011/09/08

Severim seni pembe etek


Dün twitterda da söylediğim gibi;
güne malak gibi başladıysanız, yürüyecek enerjiniz bile yoksa PEMBE giyin, direk canlanıyosunuz, valla :)
Renklerin ruhumuzu her yönde etkilediğine sonsuz inananlardanım ben!
ve ne zaman pembe giysem o günüm keyifli geçer.
Ama ilginç bir şekilde bu eteğimi ne zaman giydiysem hep bir aksilik, hep bir telaş, bir koşturmaca içinde oluyorum ve geniş geniş fotograf çekimi yapacak zaman ayıramıyorum!



Pili mi pile mi hala kelime olarak karar veremediğim şey her neysen, bu eteği en güzel yapan parametrelerden ikincisisin, önce rengin tabiki!



Çok özenli olmadı bu fotograflar biliyorum, benim de içime sinmiyor, ama hava her an kararmak üzere, daha eve gidip yapılacak yemekler var, blog post bekler, yorumlarınızsa benim en kıymetlilerim. O yüzden ne yapıp edip 3-5 çektik bişiler :)

Dün için anlatacak pek bir şey yok aslında(postu bugün yazıyorum)
Günün en anlamlı şeyi: Sarma!
Hö? dediğinizi duyar gibiyim, ne alaka pembe etek ve sarma?
Dün günlerden çarşambaydı ve geleneksel sarma günüydü.
Şimdi gözlerinizin önünde haftasonundan oturmuş üşenmemiş elleriyle tek tek kalem gibi incecik sarmaları hazırlayıp dondurucuya atmış bir minikkuş hayal edin,
şimdi çıkın ordan, bu kadar hayal yeterli.
Çarşamba günleri evimin yakınlarında kurulan bir sosyete pazarı var. Kendisi sarma konusunda bile imdadıma yetişiyor. çok yönlü, çok fonksiyonlu bi pazar bizimkisi.
Bir annemin sarması, bir de bu! Başka kimsenin yaptığını beğenmedim şimdiye kadar.
Yerken damagınızda hissettiğiniz o ekşilik var ya, anlatırken bile agzımı sulandıran,
işte onu doyasıya yaşıyor ve tazecik yumuşacık asma yapragıyla yapılmış bu kıymetlileri löp löp götürüyorsunuz mideye :)
Yolunuz Ankara'ya düşerse mutlaka Çayyolu sosyete pazarına ugrayın ve sarmacıya benden selam edin ;)
dipnot: şu yaptıgım tanıtımlardan komisyon alıyor olsaydım sanırım yeme-içme-giyim konusunda bütün hayatım bedavaya gelebilirdi :)




Yeterince ağzınızı sulandırdıysam şimdi kolyemden bahsetmek istiyorum :)
taa üniversite 1. sınıfta iken yapmıştım bu kolyemi. 
Saatlerce incik boncukçuda vakit geçirip dükkanın yarısını satın aldıktan sonra artık boncuğa doymuş olan minikkuşun bütün hevesi kaçmıştır. Eline geçen boncugu zincire yerleştirip böyle bişi yapar. ama sonuç onu çok mutlu eder. yıllardır da bıkmadan takar onu ^.^
Güzel olmuş mu sizce de?

make a gif online

E bu eteği giyip deli danalar gibi dönme faslından geçmeden olmazdı diimi :)

Bu arada bu yeleğim de yıllar önce aldığım ama hala ilk günkü kadar taş gibi olan parçalarımdan. Canımdır o benim, en hayat kurtarıcı aksesuarlarımdandır, severim onu 



Son bir geleneksek zıplama pozu da verelim ve gidelim gaffır :)
dipnot: yokuş aşağı zıpladıgım ve topuklu giydigim icin çok başarılı olmadı bu seferki.


olduuu, iyi günleeer :)