çizgili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çizgili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012/07/23

Karabasma iz olur.


Bazen konuşcak çok şeyim oluyo ama yazsam saçma geliyo. Bazen deli gibi yazasım geliyo, trafigin ortasında oluyorum. Vel hasılı kelam, şu an anlatacağım şeyi unuttum ve hatırlamaya çalışıyorum. O sırada da sizi oyalıyorum.
Belki aklıma gelir diye koşa koşa tuvalete gittim, o da yemedi.
Bu aralar aklımda fikrimde (burdan Mustafa Keser'e selam olsun) tatil dışındaki tek şey gece beni yannız bırakmayan, adeta tepemde dikilen ve uyuyup uyumadığımı kontrol edip ona göre harekete geçen kabuslarım!
Halk arasında karabasan olarak tabir ettiğimiz fakat daha ziyade camış gibi yemek yeme neticesinde bünyede baş gösteren ve sırtını yatağa koyduğun an tüm yediklerinin ağzına gelmesi suretiyle boğulma noktasına getirten bi çeşit kitlesel imha aracı.
Böyle uykunun ortasında uyanıyosun, ki aslında uyandığını sanıyosun sadece. Öyle boktan, öyle karışık bi ruh hali. Sanki üstünden tır geçmiş de tam kaburgalarının üstünden geçerken lastiği patlayıp orda durmuş gibi bi ağırlık. Yerinden bile oynayamıyosunki nerde kaldı kolunla üstündeki tırı kenara itmek yada yanında horul horul uyumakta olan koca modelini uyandırmak. 
Neyseki sen bağırdığını zannederken bi takım baykuşumsu sesler çıkarıyosun da ordan anlaşılıyo nasıl bi maceranın ortasında olduğun.
"Tamam canım, sakin ol, bak burdayım ben, sadece kıytırık bi rüyaydı." şeklinde bi takım telkinlerle ayıltılıyosun. Zaten rüya olmasaydı üstümdeki tırı kesin kaldırıp kenara fırlatırdın, evet.
Uyandıktan sonrası daha fena. Gecenin bi yarısı, evdeki bütün nesnelerin durduğu yerde çatırdadığı, parkelerin esnemekten çatladığı, balkon kapılarının en umarsızca gıcırdadığı, yani özetle en korkunç malzemelerin birarada olduğu zamanda uyanıksın.
Gel de uyu şimdi.












Ben küçükken koyun saymazdım uyumak için. Benim de kendime has bi tarzım vardı sonuçta. Ben çizik atardım her saniye için. Aradan bikaç dakika geçtiğinde göz kapağımın önü trt gece kuşağı gibi bol çizgili bi hal alırdı. Hatta öyle çizerdimki gözlerimi açtığımda bile çizgiler gözümün önünde dururdu. Öyle de bi hayal dünyasından geldim.
Yannız hala ne anlatcağımı hatırlayamadım.
Oldu o zaman, yine uğrarım ben.

Elbise: Colins
Ayakkabı: Nine West
Bileklikler: H&M

2012/06/13

Eğitim şart.


İşin aslını anlatmadan önce sizinle okurken çok eğlendiğim, hatta ciddi ciddi ofiste kahkaha patlaması yaşadığım bi fıkrayı paylaşıcam. Evet ilk kez bunu ezberledim ve okuyalı 15 gün olmasına ragmen hala unutmadım. Her önüme gelene anlatıyo olmam da bi sebep olabilir belki kimbilir.
Cem Boyner bu fıkrayı tüm çalışanlarına göndermiş. Bakalım ne demiş. Oynat uğurcum:


Doğu illerindeki bir ağanın en büyük zevki kar üzerine çişiyle imzasını atmakmış. Bu nedenle kar yağmaya başladığı zaman köyde hayvanlar dahil hiç kimse sokağa çıkamazmış. Kar biraz kalınlaşınca ağa sırtına kürkünü giyer ve köy meydanına gelirmiş. Yanında da en yakın yardımcısı Haso.
Ağa sırtını köye doğru döner ve sonra sorarmış:
- Ula Haso ahali bakıyo mu?
Haso cevap verirmiş:
- Evet agam, hepsi bir olmuş pencelerden bakıyo.
Ağa çişiyle karın üzerine imzasını atarmış "Abdullah Cizrelioğlu". Sonra da bir nokta koyarmış ve sorarmış:
- Hala bakıyolar mı?
-He agam, hem bakıyolar hem de çılgın gibi alkışlıyolar..

Her sene aynı tören sürermiş.
Aradan 7 yıl geçmiş.
Ağa yine kar tuttuktan sonra çıkmış köy meydanına, sormuş Haso'ya:
- Ahali bakıyo mu?
- He agam bakıyolar, köpekler kediler bile camdadır.
Ağa "Abdullah" diye adını, arkasından "Cizrelioğlu" diye soyadını yazmaya başlamışki kalakalmış, çünkü yaş gereği prostat! Halka rezil olmak var. Alçak sesle Haso'ya sormuş:
- Bakıyolar mı?
- He agam bakıyolar da sen niye durdun öyle?
Ağa çaresizce:
- "Ula gel yanıma, arkanı dön ahaliye, tamamla şunu" diye emretmiş.
Haso bir an durmuş, sonra çişini yapmaya hazırlanmış ve ağanın kulağına eğilip:
- "Ağam" demiş, "Kırk yıldır kafama vurdun salak dedin, sırtıma vurdun aptal dedin. Ha bu kulun okumayı yazmayı sökemediki, hele bi tut şunun ucundan da yazının devamını sen yaz."


Demekki neymiş bebeklerim benim, eğitim şartmış :)
Sen yanındakini eğitmezsen, ben bildiklerimi paylaşmazsam, öteki kendine müslüman olursa nolurmuş? Onu da ben söylemiyim, yukarda ne olduğu oldukça açık sanki:P



  




  


  

Peki bunu neden anlattım diye bi düşünce kabarcığı görüyorum orda, hadi sen patlatmadan o baloncuğu ben söyliyim. 
5 yaşımdan beri elimde hep bi makas, bi iğne iplik, her an bişeyler icat etme güdüsüyle annanemin yanında çekirgeliğe başlamış, sonrasında annemin eğitmenliği eşliğinde devam etmiş, halamın yaratıcı bünyesine de biraz sürtündükten sonra böyle garip bişey olmuşum ben.
Herşeye "bişey yapılırki bununla" gözüyle bakan ben, üzerimdeki t-shirtü tam da sıkılmışlık ve bezginliğimin etkisiyle kenara kaldıracakken "dannnkk!" diye bi şimşek çakmasın mı kafamda! Ben bunun kollarını keser, artan kumaşla da t-shirtümü arkaya dogru toplayıp fiyonk yaparım dedim.
Düşünmesi 3 saniye, yapması 2 dakika.

Öyle yani.
Olduuuuu o zaman da.

Etek: H&M
T-shirt: H&M modifiye:)
Kolye: O da H&M
H&M bana bağış yapmış gibi olmuş ahaaha:))
Ayakkabı: ALDO
Çanta: Guess

2012/05/24

Yeşil kurbaa



Mesela çizgi filmlerde görünce allahım nasıl da sevimli buluruz onları. Yanaklarını şişirir, gözlerini sonuna kadar açar filan. Hatta efsanelere göre yakışıklı bir prense dönüşmesinin bedeli sadece masum bir öpücüktür. Ama bir okadar da yapış yapış sümük gibilerdir, öpücüğü verirken onu da göz önünde bulundurmak lazım. Hem öptükten sonra prens görünümlü bir öküze dönüşmeyeceğinin de bi garantisi yok!
Ama şimdi şöyle de bişey var. Adamlar amfibik, yani hem suda hem karada yaşıyo. Bu ne demektir biliyomusun sayın seyırcı?
En az bir yaz tatili, bir kış tatili cepte demektir. Tabi yalnız bırakmıycaksın suya. Yoksa her limanda bir sevgili edinmesi kuvvetle muhtemeldir. Kuyruğu da yokturki höst diyip kuyruğundan çekiştirsen, gidemese bi yerlere. 
İşte o yüzdendirki bunlar karada da yaşayabilir şekilde yapılmış. "Hadi canım hadi, daha yeni geldin sudan" diye çemkirip sizin topraklarınızda zıplamasına izin verirsiniz. O da sinek böcek solucan derken kafası dağılır.




Bide "kurbaaya ellenmez, elinde siğil olur" gibi çocukluğumdan beri bi türlü anlam veremediğim bi hurafe var. Zaten kurbaa diyince akla siğil gelmesinin bence tek ve yegane sebebi sekizköşe kasketli bi amca yada çiğnediği sakızı başörtüsünün tepesine yerleştiren bi teyze, kesin!  Prens arayışından vazgeçmesi için özellikle kız çocuklarına ithafen yapmışlar. Yoksa bunun bilimsel hiçbi gerçekliği yok.
Tamam hadi bunu da sizin için araştırdım, hizmette sınır yok biliyosunuz. Müessesemiz sadece kuru pasta ve meşrubatla sınırlı değil arkadaşım. Geç otur şöyle de dinle beni.

Şimdi bu kurbaaların düşmandan kendini korumak için kullandıkları bi zehir mekanizmaları var. Halihazırda da derilerinin dış yüzeyinde siğiller bulunduruyo bu arkadaşlar. Zehri siğillerinin altında topluyo ve düşmanı gördümüydü pısst diye fışkırtıyo ordan, çaktın mı?
Yani bunun, senin o ayağına giydiğin 3 numara küçük ayakkabı yüzünden nasırlaşan etlerle yada siğillerle alakası yok. Okuduk araştırdık, boru mu!


En sevdiğim renklerden biri olan yeşili böyle iğrenç bir muhabbete dahil ettiğim için kendimden tiksinir, daha da tiksinç bi noktaya varmak isteyenleri Hülya Koçyiğit'in Kurbağalar filmini izlemeye davet ederim.

Bide arayı çok açmayalım derim.














 





T-Shirt: Trendyol
Pantolon: Mango
Ayakkabı&Çanta: Zara
Bileklikler: H&M
Kleopatra: Minikkuş:P

2012/04/06

Tipitip



  


Ya aslında artık fotoğraf aralarında bişey yazmıyorum kafa karışmasın diye ama buna yazmazsam ölürdüm. Poz verirken ya da karşındaki fotoğrafını çekerken farketmiyo da insan, niyeyse bilgisayara aktarınca çıkıyo bütün pislikler ortaya:) 
Misal ben o bankta gerine gerine oturmuşum, suratımda pişkin bi ifade, ama arkadan kafama çarpmak üzere olan bi uçak görüntüsü varki bu görüntü Ermanı hiç rahatsız etmemiş. 
Benzer şekilde, patatesi toprağa taze ekmiş tarladan gelmiş gibi toz toprak içindeki çoraplarım da detaylı bakınca anlaşılıyo. Bide çamurlu topuklarım. 
Ne kadar detaycısınız arkadaşım yaaa, görmeyin onları, büyük resme bakın rica ediyorum:)









Bazı insanlar vardır, böyle ağzının ortasına indiresin gelir iki tane. Çok yumuşak başlı görünür teoride, allahım o ne kadar iyi, ne kadar uyumlu bi insandır! Ama iş pratiğe gelince anlarsın aslında ne tür bir yaratık olduğunu. İçten pazarlıklı, onda var da bende niye yokçu, hepbanacı, ikiyüzlü, nalet bişeydir. Aman diyim uzak durundur.


Sonra başka bi insan modeli vardır, herşeye müdahil, her konuda fikri olan. Hiçbir halta yaramayan ama her cümlede adının geçmesini bekleyen. "Aaaa ben onu çok iyi biliyorum, üç kere görmüştümki" cinsi bu tür canlılar aslında o şeyi hiç görmemiştir, ama fikri vardır. Kıyamam ben o tiplere. Özgüvenlerinden ötürü de bi alkış alalım bu arkadaşlarımız için. Hadi amaaaaa.


Kimisi de allahın garibidir. Ne dersen kabulüdür, itiraz etmeye oyunbozanlık yapmaya gerek yoktur. Kafama vur ekmeğimi al diyen bu kutsal insan modeli bir o kadar da sıkıcıdır. İnsan herşeye sen bilirsin, sen nasıl istersen, siz neresi derseniz bana uyar gibi cevap verir mi, bu nasıl bi gevşeklik, bu nasıl bi kendini bilmezlik, kendinden geçmişliktir. Biraz sert ol kardeşim, kalıbının adamı ol. Gören de seni taş fırın/eli maşalı sanır.
Aklıma gelmişken: bi insan başka bi insanın ekmeğini almak için neden kafasına vurma gereği duyarki. Canın ekmek çekmiştir, anlarım. Ama adam gibi iste, o zaten verir. (Burda ekmeğini diğer sokak çocuklarıyla paylaşan sezerciği düşün. Herkese dağıt, kendine bişey bırakmamaya dikkat et. Aman diyim aç kal ama başkalarını sevindir, böylesi makbul şimdi. Görüyomusun adam aç ama her yere hayır yapıyo desinler, bağırlarına bassınlar seni.)


İnatçılar da adamın iflahını kurutur. Hele bi konu hakkında fikri varsa ve sen aksini iddia ediyosan ondan uzak durcaksın, bulaşmıycaksın. Hıhı tamam canım, aynen senin dediğin gibi, o papatya kırmızı, o yelek değil süveter, onlar halka değil fil gibi..


Bide benim en sevdiğim insan modellerinden biri (şimdi böyle kategorize edip insanlar beşe ayrılır gibi bi yaklaşım içinde olduğumu düşünmeyin, son derece hümanistim ben, adam seçmem, bu konuda hassasım) kahkahasıyla ortamı şenlendiren, çok konuşup konuşmaması mühim değil ama konuşunca bi kelimesiyle bile güldürebilen, kısacası güneş enerjisiyle çalışan insan modeli. 
Bu kişilerin desibeli de yüksektir dikkat ettiysen. Hahayyytttt diye bi kahkaha atarki sen öteki sokaktan duyarsın o Aynur teyzenin kahkahasını. Cazgırdır. Lafı kodumu oturtur yada gediğine oturtur nasıl tercih ederseniz artık.
Mahallenin en agresif, yanına yaklaşılamayan adamına çatır çatır laf sokar, çekinmez. Kocasına lafını geçiremeyen, annesinden arkadaşlarında kalmak için izin koparamayan, babası sahilde bisiklet sürmesine izin vermeyen(burda biraz kendimden bahsediyo da olabilirim, nolmuş) ne kadar mahalle üyesi varsa hepsinin sorununu höyt hüyt usulü çözer o aynur teyze. 
İyiki vardır öyle insanlar.


O diil de yeni nesil gençlik kahkaha atmayı bile beceremiyoki arkadaş, nerde kaldı bunlardan bi sebahat abla, bi eşref abi yaratmak, bi şen kahkahasıyla bütün apartmanı ayağa kaldırmasını beklemek.
Elimizdeki aynur teyzelerin, fikret ablaların kıymetini bilelim, henüz hayattalarken güneş enerjisini nasıl kahkahaya çevirdiklerini ve su böreğinin püf noktalarını öğrenelim derim.


Kazak: H&M çocuk / Etek: Batik / Ayakkabı: Flo / Çanta&Saat: Guess 



2012/04/04

Gibi gibiyim


*Serçe parmağım havuç gibidir. Bi şekilsiz, yüzük yakışmaz oje tutmaz filan.
*Salondaki abajuru akşamları loş ışıkta Kamil amcaya benzetiyorum(ortaokuldaki servis şoförümüz).
*Ayak başparmağım bizim bi akraba var ona benziyo.
*Kollarım mayalı hamur gibi.
*Saçlarımı koyu renge boyattığımdan beri cadıya benziyorum.
*Püreyi babanneme benzetiyorum. Hele böyle karşıma geçip bi oturuşu var gıdısını çenesiyle sıkıştırarak, aynı o!

*Perçemlerim süpürge gibi, inanılmaz sıkıldım onlardan. Kaynak yaptırsam düdük gibi belli olur diye cesaret edemiyorum. Belki de zamanında kardeşime yaptığım gibi yapıp kökünden kesmeliyim onları.
flaşbek: Yaşlarımız 8 ve 6. Önce saçlarına kahkül kesmiştim kardeşimin, sonra beğenmedik bi şekilsiz geldi. Ben de napsam napsam derken aldım elime makası kahkülleri dibinden kestim. Böylece artık hiç anlaşılmayacaktı. Çok pratik zekaydım ozamanlar da. "ooooohh çok şahane oldu" diye bide eserimi beğenmiştim. Kıyamam kardeşim de hiç ses çıkarmadan ikna olmuştu :)
*Yağlandıkça armuta bağlıyorum sanki.
*Eski arabaları dedeye, çiçek abbas minibüslerini göbekli amcaya benzettiğim de doğrudur.
*Ahmet'i Mehmet'e, Ayşe'yi Zeynep'e ya da Ahmet'i Ayşe'ye, ama mutlaka birilerini birilerine yada bişeylere benzetirim.
Çıkarım: Ahmetle mehmet birbirini tanıyosa, mehmetle ayşe de birbirini tanıyosa zaten ahmet otomatikman ayşeyi tanıyodur aynı arkadaş ortamından. E tanıyosa bi yerde benzeme ihtimali de vardır, sonuçta üzüm üzüme baka baka. 
Bu arada karakterler tamamen hayal ürünüdür, "vay efendim ben ayşeyim mehmetle ne alakam var, adamın üç parmak kaşı var" gibisinden kimse üzerine alınmasın, saldırıya geçmesindir.



*Mesela bugünkü halimi de sakıza benzettim. Hani böyle her aroması farklı renkte olan çizgili sakızlara. Bigbabol tercih sebebidir.


Aslında o kadar iri değilim ya. Çizgiler enine olduğu için öyle, valla bak! 
Ekranlar en az 5 kilo ekliyo üstüne diye en sanatçı kaprisimi de yaparak pazardan aldığım taze sarmaları hüpletmeye gidiyorum izninizle. 

Yo yo kalkmanıza gerek yok zahmet etmeyin.

Kazak: Zara / Elbise: Colins / Ayakkabı: Flo

2011/06/17

Hanımeli


Bugün 16 Haziran ve Ankara Ankara olalı hayatında ilk defa bu kadar azimli bir sağnağa maruz kaldı. Mevsimler iyice kafayı yedi!

Neyseki akşama dogru güneş yerini aldı sonunda! 
ve yerler kurumaya başladı, olimpik havuzdan bozma altgeçitler suyunu çekti(!), topraklar kurudu, şehirdışından merak içinde arayan ebeveynlerin içi itinayla rahatlatıldı.


 E madem güneş açtı, biraz dans edelim \o/ züğürt tesellisi gibi hala gelmeyen yaza inat iki güneş gördük mü havaya giriyoruz. Çok yazık durumdayız sanırım.
Dipnot: bu etegimi yıllar olmuş giymeyeli, meğer ne çok özlemişim onu, rengini.


Her yer yağmur çamur içinde olunca fotograf molası verecek yer bulamadık. Mis kokulu kocaman bir hanımeli bahçesinin önünden geçiyorduk ki "burda durmalıyız ve bütün kokuyu içimize çekmeliyiz, hatta biraz eve de götürmeliyiz bu kokudan" dedik.




Neyseki çanta büyük, tesadüfe bakın :) çaktırmadan doldurup uzaklaşıyorum ordan.


Şu fotografa bi bakıp düşünün oranın nasıl güzel koktuğunu ;)


Tabiri caizse etekleri tutuşaraktan koşuyorum duvara dogru. Neden mi? Cünkü açık renkli ama pis bi duvar ve renkli kıyafetlerle çekim yapmak için biçilmiş kaftan. Bekle geliyoruuuum w/
Bu kombinimin adını da hemen şuracıkta koyuyorum: Etekleri tutuşan portakal hanımeli gibi kokar

 

iyi güzel de baskı altında poz veremiyorumki. yanımızdan geçerken bön bön bakan dayılar varken, yolun ortasında arabayla durmuş fotograf çeken bu manyaklar da kim la? diye akıllarından geçirirlerken kasılıyorum galiba :)


Bu dünya tatlısı kardeş hediyesi küpelerimle yağmura ragmen çok mutluyum imajı çizerekten gidiyorum.
Aldığım istihbarata göre yarın daha da kuvvetli bir sağnak bizi bekliyor, yihhuuuu!