şal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012/04/20

İpek kadınlar günü



Kadın diyince benim aklıma hep annem gelirdi küçükken. Onun yaptığı yemekler de otomatikman kadın yemeği olurdu. 
-Hadi yavrum bak bamya yemeği yaptım.
-Yok yemem ben onu, kadın yemeği o. Patates kızartması yiyebilirim ama.
Yani kadın kelimesi hep anneyi çağrıştırırdı bende. Her türlü nazını çeken, "anneeeeeaa bitti" dediğinde hiç düşünmeden gelip seni o çileden kurtaran, sen doyduğunda karnı doyan, sen hasta olunca ömründen ömür giden..
Kadın olmanın, anaç olmanın, ziyadesiyle çalışan hormonların sonucu olarak KADIN, en el üstünde tutulası, en pamuklara sarılası, küçücük şeylerle bile mutlu olabilen bir varlıktır. Yeterki sen onu sevmeyi bil.
Tamam cadaloz, eli maşalı, adamın anasından emdiği sütü burnundan getiren kadınlar da yok değil. Ama yukarda bahsettiğim yumuşaklıkta bir varlığın bu hale gelmesinin altında da elbet başka şeyler yatıyodur, onu kurcalamak gerek. 

Nasılki her başarılı erkeğin arkasında bir kadın varsa, 
eşi kravatını düzeltmeden, pantolonuna uygun ayakkabısını seçmeden evden dışarı adımını atamıyosa o adam,
her arızalı kadının arkasında da bir erkek olduğu unutulmamalıdır!

Kadın olmazsa aslında bu dünyadan hiçbir tat alamayacağını, sap gibi, muhtelemen de pislik ve düzensizlik içinde yaşayacağını düşünmeden onu hor kullanan erkekleri kastediyorum. Sanki onu bir anne doğurmamış gibi bilinçsizce davranan, kadını yaşamsal faaliyetler için sadece bir araç olarak gören erkekler.
Hani böyle ağzının ortasına yapıştırılası cinsten olanlar.
Hamile bırakana kadar herşey iyi güzel hoşken, çocuk doğdu mu tası tarağı toplayıp terk edenler yada terketmek yerine anne ve çocuğu düzenli olarak hergün dövenler.
Üzerinde sigara söndürenler, odun kıranlar.
İşte güzel yurdumun her yerinde, bu balta girmemiş ormanlarda yetişmiş kokuşmuş beyinli yaratıklara rastlamak mümkün. Üstelik de kumar gibi bişey. Tamamen şansa bağlı böyle bir adamla karşılaşmak.

Sen yıllarca aşk yaşa, sev, sevil, oh ne ala hayat. Sonra evlen, canavara dönüş. Kafasında yolunmamış saç, vücudunda morartılmamış nokta, elinde çekilmemiş tırnak bırakma o bakmaya bile kıyamadığın kadınının.. Bu nasıl bi insanlıktır, bir insan kalbini açtığı insana gün gelip nasıl böyle davranır aklım almıyo benim.

Ben bu tip konulara girince niyeyse çok sinirleniyorum. Heleki biraz olsun kadını cephe alan cümlelere giren birileri olursa etrafımda beni tutabilene aşkolsun.
Feminist değilim ama sonuçta kimsenin kimse tarafından ezilmesine de sessiz kalamam.












  Evet yanlış görmüyosunuz, kafam kadar bir sümüklüböcek var orda. Kendisi ODTÜ'nün içinden.

(fotoğraflar için Fido'ma teşekkürler  )

28 Nisan'da Grand Rixos Ankara'da, özellikle de güzel yurdumun her ana haber bülteninde ayrı bir versiyonuyla karşılaştığımız kadına yönelik şiddeti konu alan, Mor Çatı yararına düzenlenen bir aktivite var. Bu yıl ikincisi düzenlenen "İpek kadınlar" isimli bu organizasyonda dinleyici olarak ben de olacağım. Birçok ünlünün ve girişimci ismin katılacağı bu organizasyona katılmak ve bu vesileyle şiddet gören kadınlara bir parça olsun yardım etmek isterseniz davetiyenizi alıp bu keyifli organizasyonda yerinizi almanızı öneririm. 
Duyanlar duymayanlara duyursun, gidemeyenler gidebilecek kişilere haber salsın. 
Eee hayatın gerçekleri bunlar, hep gülcek oynayacak değiliz ya, arada sosyal mesaj da vermek, bilinçlenmek-bilinçlendirmek lazım diimi efem.
Hadi bakalım.

Bluz: Zara / Pantolon: Tiffany / Şal: H&M / Ceket: Mango / Gözlük: Ray-Ban 
Ayakkabı: Flo / Çanta: Asos / Bileklikler: Aldo

2012/01/10

İşte öyle birşey


Atlantic-pasific'te gördügüm ilk günden beri rengine hayran olduğum, benim de olsun istediğim ve ansızın karşıma tıkış tıkış olmuş askılar arasından çıkan ve güneş gibi parlayan sen, mor pantolon! 
Bişeyi çok istersen olur derler, tıpkı bi insana kırk kere deli dersen deli olur örneğindeki gibi.

Ama çok istersen olur örneği bazılarında işe yaramaz. Evrene münasip bir dille göz kırpıp, gerekli parametreleri ve koordinatları verip, sonrasında bu çabanın meyvesini yemek de en az "bu benim olmalı, mutlaka onu almalıyım" diye kırk kere söyleyip ona sahip olmak kadar keyiflidir.

Ha beni soracak olursanız, ben genelde evrenle arama kimseyi sokmam, çaktırmadan mesajı veririm mor pantolon örneğindeki gibi. Tabi o sırada yanımda biri varsa ve sesimi duyarsa da ne ala:)
Aramızda öyle garip bi ilişki varki evrenle, bazen de önce hüsrana uğratıp sonra "şakaaaaa" diye  güldüğünü hissediyorum bana bakarak.






Püre'yi sahiplenmeden önce tam da bu olmuştu mesela.
Dişi olsun, scottish fold olsun, top kafalı sevimli olsun, tüy dökmesin bilmem ne.. gören de eve biblo alıyorum sanır, şekilci gibi görünmek istemem! naif duruşu, karakterli oluşu ve tüy dökmemesi açısından scottish foldlar tam benim evde bakabileceğim türdendi. Yoksa kedilerin hepsini ayrı bi seviyorum *,* ama ille de dişi olsun istiyodum. Püre'yi annesinin hamileliginden beri bekliyodum taşıyıcı anneyi bekleyen ebeveynler gibi. Doğduktan sonra hepsi erkek dediler ve 3 hafta boyunca yas tuttum evde. Sonra bigün güzel haber geldi, 4 kardeş arasında aslında bitanesinin dişi olduğu ve yalnızca onun scottish fold olduğu söylendi *.* 
İşte bu da evrenin bana güldüğü kısım oluyo tam olarak:)

Önce kaybettim, sonra buldum yani ;)













Demem o ki, elinizdeki şeylerin kıymetini bilin, insan, hayvan, eşya ne olursa olsun.
insansa iki çift güzel söze, hayvansa biraz ilgiye okşanmaya, eşyaysa da en azından düzgün bir şekilde katlanıp gardroba kaldırılmaya ya da düzenli olarak tozunu alıp parlatılmaya ihtiyacı vardır mutlaka.


O zaman film tadında olsun haftanız;)

Pantolon&Kazak: Koton / Mont: Mango / Bot: Beta / Saat: Emporio Armani / Şal: H&M 


Sevgililer gününde romantik bir gün geçirmek isteyenler Beyaz Ev Ağva çekilişine şurdan katılsın bence;)

2011/11/22

Dersimiz geometri.


En sevdiğim ders geometriydi benim. 


Tevekelli değil daha okula başlamadan evdeki telefon rehberlerine, babamın hesap kitap yaptığı ajandalara bişeyler karalardım hep.
Hepiniz hatırlarsınız 1. sınıfta önce çizgi çizerek başladık hayata:)
Önce sola yatık çizgi çizersin 5 sayfa boyunca.
Sonra sağa yatıklara geçersin.
İlk defterin alfabe değil çizgi defteri olurdu aslında. 
Halay çeken çizgiler, yani ben öyle düşünürdüm onları:P Herzamanki gibi hayal gücümle çizgilere şarkı bile söylettirirdim.

işte bu şal da bana ilk aldığım günden beri o çizgileri hatırlatıyo.
"Anneeeaa, güzel çizmiş miyim, şunlara baksana bi?
ama iyice bak, sonra öğretmen kızmasın"
gören de dünyayı kurtarıyoruz sanır:)






Sonra alfabeyi öğrendik.
Mavi önlükleri çektik üstümüze (broş burda o mavi önlüğü simgeliyo, öyle hayal edin yani:)), 
sırtımıza, ilerde bütün o duruş bozukluklarına sebebiyet verecek olan çantalarımızı taktık gittik okula.
Ali ve atını daha yakından tanımak, 
Ömer'in mısır yemeyi aslında ne kadar sevdiğini öğrenmek, 
Oya'nın okula koşarak mı yoksa yürüyerek mi gittiğinden emin olmak için bütün fişleri ezberledik:)





Sonra biraz daha büyüdük ve hayatımızdan uzun bi süre çıkmayacak olan sosyal bilgiler ve  fen bilgisi denen şeyle tanıştık. 
Kimya dersi gelse de Hababam sınıfındaki gibi deneyler yapıp laboratuvarı patlatsak, ders yapılmasa hayalleri kurduk.
Biyolojide en çok üreme konusuyla dalga geçtik, kikir kikir kaynattık:)



Diferansiyellere, logaritmaya, trigonometriye aşıktım ben.
O zamanlar da diyodu zaten arkadaşlarım sen manyaksın diye.

Ama dedim ya ben en çok geometriyi sevdim.
Hipotenüsle kankaydık, pi sayısıyla komşu kadar yakındık.

Aralarında en sevdiğim üçgendi. 
Ama ben dik üçgenci olmadım hiç, yani bi kenar dik olunca çok basit oluyodu o soruyu çözmek, hiç bi heyecanı kalmıyodu.
Ben hep sıradan üçgenleri sevdim, ortadan bitane dik kenar indirip, sonra
h2 = p.k ile yüksekliği bulmayı, ordan alan hesaplamayı, hatta bu üçgenin özellikle de çember içinde olup iyice baş döndürenlerini sevdim:)

Çok pis gaza geldim,
çıkarın kağıt kalemi, sözlü yoklama yapıcam:)


  





Bi yanım "oh be iyiki de geçti gitti o yıllar" diyo.
dipnot: burda uçuşan şal aslında geride bıraktığımız yılları temsil ediyo. konsepte bak çay demle:P
bi yanım da arada taaa ilkokul 1. sınıfa dönmek istiyo, 
ama şu anki kafamla gidicem o yıllara, sadece fiziksel olarak 7 yaşındaki bir minikkuş olcam.
oyyyyy ne güzel ne eğlenceli olurdu *.* 
gülecek ne malzemeler çıkardı. hatta şu an bir sürü örnek geldi bile aklıma:)


sizin var mıydı böyle benim gibi piskopat seviyede sevdiğiniz bi ders?
yoksa bi ben mi garipmişim meğersem?

oldu o zaman dersimizi burada bitiriyorum. tenefüs 10 dakka, geç kalanı derse almam. 
bide ben kül yutmam!
hadi bakiyim.

2011/09/18

Haftasonu kıymetlileri

Görmemişin H&M'i olmuş, tutmuş kredi kartının limitini aşmış türünden bir haftasonu olmaması için çok kararlı davrandım, sonrası için de birşeyler bıraktım:)
Wishlistim yoktu, çok tehlikeli olabilirdi, ama bu haftasonunu yara almadan hafif sıyrıklarla atlattım:)
Şöyleki:


Dünyanın en şirin papilerini buldum, hem de tam bişi bulamadığımı düşünüp ellerimde 2-3 parça ganimetle kasaya ilerlerken :)


Saat 3 olmuş hala ne işim var burda diyip kolyemi kaptığım gibi pembeye doğru ilerledim. Pembe kim mi?


Üzerinde puantiyeleri olan çok cici bir fular ^.^ Üstelik de lacivert-pembe, en sevdiğim ikililerden!


Kışa iyice yaklaştığımız şu günlerde renk cümbüşlü bi sunum olsun istedim.


Kış diyince birden tüylerim ürperdi ve hemen bitane bu dünya tatlısı şapkalardan edindim. 
Biliyorum bu kış bütün kafalar yumurta gibi bu şapkalarla süslenecek, biliyorum sevgilileriniz/eşleriniz sizi kaybettiği zaman şapkanızdan kesinlikle ayırt edemeyecek.
Olsun dedim. 
Dayanamadım ve aldım. 
Şapkayı alıp ekose şalı almamak olmazdı, onu da atıverdim shopping bagime :)
dipnot: Şu an çok paçoz durumda olduğum için manken olarak abajurlarımı kullandım :)


Sonra bide yeri gelir kızımın üstünü örterim, yeri gelir panço gibi üzerime sararım ya da boynuma dolarım diye bu siyah-beyaz şalı aldım. Kemerle kombinleyince elbise bile olabiliyor, o kadar fonksiyonel.


Sonra da eve gelip temizlik yaptım :(

Kendime uyarı: henüz alışveriş sürecini bitirmiş sayılmazsın minikkuş. En azından bikaç parça deri pantolon ve etek almadan bitmemeli!

Oldu o zaman herkese şimdiden güzel bir hafta ve sendromsuz bir pazartesi diliyorum.
Zira ben yarın izinli olacağım :)

2011/06/14

Yeni objektiften ilk mahsüller

Başlıktan da anlaşılacağı üzre bugün kocişkomun yeni objektifi geldi. E siftah yapmazsak olmazdı ^_^


Profil fotografı olma ihtimali oldukça yüksek bir portre fotografı :)



Topuklumu giyer, aga pozumu da veririm, ihmal etmem. 


Evet kolum morarmış yeni farkettim ben de. Kesin püreyle yerlerde yuvarlanırken bi yere çarpmışımdır :)

Evlat işte, insan severken farketmiyo ağrı sızı :) Hamlamalar ve dayak yemiş gibi yataktan uyanmalarla acısı sonradan çıkıyo meretin, olsun ^_^


Bu kombinin adı duyan gelmiş pastel bohosu, nerdeyse bütün renkler pastel formda üzerimde mevcut. Bilekliklerin ayrı telden, ojelerin ayrı, şalın ayrı telden çalıyo olması :) Buna da kısaca 'duyan gelmiş' diyoruz, hepsi de hoşgelmiş, pek sevilmişler w/


Aslında burda poz vermiyorum, dudaklarımı da tabiki özellikle öyle yapmadım! Erman'a "hadi şurda da çek beni" derken çekilmiş bi foto. Tam "şu" kısmında çekilmiş hatta. Yoksa Aysun Kayacı'dan hic haz etmem :S




bu topuklarla topraga atlayınca sonuc: iki tane yılan deligi de ben açmış oldum yerde. Bu vesileyle yılanların ve farelerin yükünü hafifletmiş oldum. Rica ederim hiç önemli değildi ;)


Söylemeden geçemiycem, bu çantamı çok seviyorum. Üstünde bir sürü kelebeği var ^_^

Bu da uykuya yenik düşüp dün postunu ekleyemeyen minikkuşun pazartesi postu ;)

oldu iyi günler.

2011/05/14

Denizci stayla

oldum olası sevmişimdir laci-beyaz ikilisini. araya bide pembe turuncu serpiştirdik miydii yeme de yanında yat oluyo benim için. bu kombinasyonu çok sevdim ben. 


Sende şeytan tüyü var derler, hakları da var zannedersem. üfleyelim ve tüylerden arınalım o vakit :)




Fotoğraflara Odtü yeşilini de ekleyince ortaya çıkan renk cümbüşü beni benden aldı a dostlar.



Pembe / kırmızı / nar çiçeği üçlemi arasında tam rengine karar veremediğim saatim, evet seni çok seviyorum ve bu yaz rengin solana kadar kolumda olcaksın. 
Ve evet kalpli kolyem, Ju'mun hediyesi. Vakti zamanında bana kalbini verdiği günden kalma bi anı, seni daha da çok seviyorum.


Taktım takıştırdım tenisimi oynadım, Burhan Altıntop edasıylan çantamı da yanımdan ayırmadım o sırada.
Avrupa Yakasını özlemişim yaaa.. Tekrar başlasa keşke anaaaağğğğm..