Calvin Klein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Calvin Klein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012/06/19

Çocukluk şeysi


Meraba arkadaşım, 
-yoksa sen de küçükken kardeşinle aynı anda dondurmasını yemeye başlayıp ondan önce bitirip, onun dondurmasına sulanan ve allem edip kallem edip onun dondurmasını da yiyenlerden misin?

-Yada şarkı sözlerinin anlamadığın yerlerini kafasına göre değiştirip, hatta bi noktadan sonra orjinali oymuş da ekranlarda söylenenler çarpıtılmışıymış gibi hisseden, o hiçbir anlam taşımayan sözleri öylesine benimseyenlerden misin?

-"Ne bir kürk ister bu şen gönlüm, ne bir han ne de saray lay lay la la layy" diye giden şarkıyı yıllarca
"ne bir kürk ister bu şen gönlüm, ne bir handeli saray.." diye mi bildin? hande de kimmişki saray onsuz olmazmış diye çok mu içerledin küçük bi çocukken..



-Yada mezdekenin bütün şarkılarında düzenli göbek atmış bir neslin çocuğu olarak bütün o arapça şarkıları duyduğun gibi ezberledin mi? sonra da yüzü peçeli ama dansöz kıyafeti giymiş ablalar televizyonda bi yandan yılbaşı gecesine özel dans edip bi yandan şarkı söylerlerken onlara eşlik ettin mi televizyonun diğer yanından, önünde de bingo yapmana sadece 1 rakam kalmış tombala kağıdın dururken..

-Anne terliği diyince kafanda bişeyler canlanıyo mu seninde?



- İspanyol paça pantolonun olmazsa olmazı ispanyol kollu gömlekleri hatırlıyo musun? Hani böyle giydiğin zaman sana kendini Erol Büyükburç gibi hissettiren o kendinden tarlatanlı kolları olan gömlekleri..

- Kadife ipliklerle örülmüş renk renk desen desen kazaklar sana bi şey çağrıştırıyo mu?

- Aynı yünden örülmüş tayt ve kazak takımın oldu mu hiç?

- Peki simon ne biliyo musun? Hani o kadınların saçlarını önden toplayıp biber dolması gibi kafalarının tepesinden tel tokayla tutturduğu o korkunç şeye tanık oldun mu?



- Çizi ve haylayfın dünyadaki en güzel iki bisküvi, balık krakerinse en muhteşem kraker olduğunu, tombi'nin sadece bakkallarda satılan ve kan ter içinde kalınmış oyun aralarında anneden koparılan bozuk paralarla alınan bir çıtır çerez olduğunu düşün mü o minicik kafanda?

- Bir kola şişesinin nelere yol açabileceğini, "cesaret"i seçersen gerekirse dersin ortasında arkadaşının sırtına çıkıp sınıfın içinde tur attıracak kadar akla zarar ama bir o kadar da adrenalini bol bir spor aracı olarak kullanıldığını gördün mü?


  

 


Bunların biri yada birkaçı değil, hepsini biliyo olman lazımki seni kabilemize kabul edelim. 
Ki zaten bunların birini bilen biri, en az diğer beşini de biliyo demektir. 
Bilmiyosan "Sie" anlamına gelmiyo tabi, öğrenmemek ayıp sonuçta.

Hadi dökün siz de eteğinizdekileri, kimbilir neler vardır sizde de:)
Bekliyorum ben, acelemiz yok nası olsa.
Hadi bakalım o vakit.

Bluz: Park Bravo
İspanyola: Oxxo
Çanta: CK
Mekan: evet Beypazarı :)

2012/02/05

Kumkuma


Kumkuma diye bi kelime var.
Hani böyle bi özelliği fazlasıyla bünyesinde bulunduran şeyler için söylenir. 
Laf ebesi değil de laf kumkuması derler onun gibi.


Benim dünyamda da bir sürü kumkuma vardır.

Annemin elleriyle yaptığı keşkek mesela. Tam bir lezzet kumkuması. İçinde yok yok, tavuğundan yarmasına, fasülyesinden mısır ununa kadar ne ararsan onda. Bide tereyağını kızdırıp şöyle bi üstünde gezdirirsin. Aman neyse işte, yemek konusuna girince çıkasım gelmiyo. Lezzet kumkumalarım saymakla bitmez benim.



Komiklik kumkuması bi kızkardeşim var mesela. "Sen büyüyünce tiyatrocu ol" dediydiler de dinlememişti. Hey gidi. Şimdi Yalan Dünya'da Açılay olabilirdi esasen:) Yetenek doğuştan gelir derler, çok pis taklitçidir. Taklitçi dediysek tiyatral anlamda. Tevekkeli değil küçükken kankardeşiyle birlikte (buna da çok gülüyorum aklıma geldikce, bu ayrı bi post konusu olabilir) bütün mahallenin kadınlarını bi araya getirip onlara tiyatro oyunları sergilerlerdi. Sonra da iyiki geldiniz babında küçük hediyeler verirlerdi izleyicilerine, annemin kremleri gibi, az kullanılmış saç fırçası gibi, taso gibi :) taa o zamanlardan beri paylaşımcıdır ablasının kuzusu ^_^

Pamukluk kumkuması bi kedim var. Hepiniz biliyosunuz Püre'yi. Al koynuna battaniye gibi yat, o kadar yumuşak. Karakterini yediğim çok da yumuşak huyludur. Ben çamaşırları yıkarken yumuşatıcıların arasına yatıp ordan beni izlemesinin bu yumuşaklıkla hiçbir alakası yok ama, allah vergisi onunki <3

Fikir kumkuması bi kocam var. Her konuda mutlaka fikri vardır. Her konuya uygun bir iş fikri de vardır. Bir bardak su içerken bile suyla ilgili kırk tane iş fikri ortaya atabilir. Hayal dünyasının da hayli geniş olduğunu düşünecek olursak bizde fikir derya deniz :)

Mesela ben de anında görüntü kumkumasıyım. Peki neden özellikle bunu vurguladım?
Mesela bi etek gördüm askıda ama modeli güzel degil. Hemen o etegi baska bi modele çevrilmiş olarak düşünür ve üzerimde hayal eder, beğenirsem alırım:) Sonra da keser biçer o hayal ettiğim hale getiririm.








Üzerimdeki bu gömleği de H&M'in birbirine girmiş tezgahlarından birinde gördüm mesela geçen gün. Desenini ve kumaşını çok sevdim ama üzerinde 48 beden yazıyodu. Şöyle bi tuttum elimde hakkaten 48 beden, ama bu bana salaş bi gömlek gibi olabilir dedim ve hemen oracıkta (kabine kadar bile dayanamadım) kazagımın üstüne giydim. Ne göreyim, resmen modeli buymuş da benim için özellikle oraya bırakılmış gibi.
İyiki de o 48 beden teyze gelip almamış onu, yoksa napardım ben <3

Bundan sonra bana biraz kilo al diyenlere, e daha napiyim yaaa 34 bedendim 48 beden olmuşum diycem gururla :)

Oldu çok sağolun.

dipnot: Fotoğraflar için Funda'ya teşekkür:)

Gömlek&Kolye&Şapka: H&M / Etek: Paris'ten / Bot: Giuseppe Zanotti / Çanta: Calvin Klein / Bileklikler: Asos

2011/10/06

Okuduğumuzu anladık mı?


Öncelikle belirtmek isterimki bu pozu verirken, o elleri birleştirip en annane havasına bürünürken aklımdan ne geçiyodu, ne yapmaya çalışıyodum sizi temin ederim bilmiyodum!
Bide bu sizi temin ederim lafını söyleyen film yıldızlarına da hep özenmiştim, yeri gelince kullanıyım dedim:)


Diyorum ya pembe giyince ruh hali değişiyo insanın diye,
sabah kazağımı giyerken uykusunu alamamış ve "şimdi kim kalkıp taaa işe gidecek" diye somurtan suratımı "sen şöyle dur, ben yarın tekrar giycem seni" diye teselli ederek rafa kaldırdım.
Bide ne kadar alakasız olsa da en sevdiğim takılarımı biarada taktım bugün.
Kalp kolyem, kalp kabartmalı bilekliğim ve neye benzediğini hala çözemediğim yüzüğüm.
Olmuşken hepsi birlikte olsun, güzel olsun istedim.



Ne diyodum?
Hah, yırtık pırtık:)


Arkadaş dediki "hergün aynı şeyleri giyiyo gibi giyinmekten, başöğretmen kılığında dolanmaktan bıktım hadi kalk gidelim bana ciciler alalım!"
Yani körün istediği bi göz, allah vermiş iki göz hesabı hiiiç itiraz etmeden pıt pıt düştük yollara.
Neymiş efendim H&M'de %50 indirim varmış, kime göre neye göre dedim gidince.
Ana gibi yar, Zara/Mango/Twist gibi diyar olmaz diyerek, hazır da outletine yakınken Mango'ya gitmeye karar verdik.
Yani bi pantolon hikayesi anlatacam diye taaa nerelerden girdim konuya biliyorum ama böyle detaylı anlatmaktan öyle keyif alıyorumki, bazen Ju'mun "hadi canım artık sadete gelsen de cümleten rahat etsek ben kulaklarım ve diger tüm duyu organlarım" diye içini okuduğumu bilirim:)




Hemen toparlıyorum.
Mango'ya girince ben bi yana arkadaş bi yana dağıldık. Sözde ona ciciler alcaktık, ben nereye dalacağımı şaşırdım:)
Bazen kendimi o kadar başarılı frenleyebiliyorumki.. 
İşte o zaman da öyle oldu ve "hayır asiş dur, o elindekilerin hepsini almamalısın" dedi bıyıklı bi teyze:) (bıyıklı teyze, ak sakallı dededen daha sempatik geliyo bana evet)
Sonra doğru olanı yaptım ve etiketini gördüğümde beni şoklara sokan bu yırtık pırtık jeani alıverdim w/


Bide şöyle bi özelliğim var ilginçtir, çok sevdiğim birşeyi ucuza alınca böyle acaip salak bi gülümseme alıyo beni, kasadan gururla geçiyorum ve bir kahraman gibi dönüyorum evime :)






Jean konusunda sorusu olan yoksa yeni üniteye geçiyorum arkadaşlar:)


Konumuz: 
fotoğraf makinesini yalnızca poz verme aracı olarak kullanmaktan sıkılan bir insanın doğayla yüzleşmesi.
Evet konu başlığı biraz uzun ama ana hatlarıyla anlatıcam, panik yok:)




bişeyleri başka şeylere benzetmek gibi bi huyum var.
Bazen fayansın üzerindeki bir şekli Orhan Gencebay'a benzetirim,
bazen ayak başparmağımı bi akrabamıza benzetirim,
bazen bi arabayı dedeye benzetirim.
çok var örnek, ayrı bi post çıkar bundan:)
Misal şu yukardaki ağaç.
Her ne kadar fotoğraftan anlaşılmasa da sanki "gel yavrum diye kollarını açmış ve düğmeli gömlek giymiş kabarık saçlı bi teyze"ye benziyodu. valla bak :)




İncir yaprağı dışında hiçbir ağacı yaprağından tanımam.
Bu ağacın da meyvemsi şu idüklerini sevdim. Gülle gibiler ^.^
idük: ne olduğunu bilmediğimiz şeyler için kardeşimle aramızda sıkça kullandığımız bi kelime.




Bunların da kiraz olduğunu düşündüm. 
Bir ağaç meyvesi yokken o kadar değersizken, meyvelenince nasıl bu kadar güzel ve dikkat çekici olabiliyo diye anlamsız bi şaşkınlık yaşadım kısa bi süre.
Bodur olmasaydı gölgesinde pozlar vermek pek renkli olabilirdi..






Şimdi bi tekrar yapalım, hangi konuları işlemişiz gözden geçirelim:)




Yırtık kot güzeldir, güzel bişeyleri indirimde almak daha da güzeldir.








Pembe giymek pozitif enerji verir, ruhu dinlendirir. 



Nesneleri bişeylere benzetmek akıllı bir insan işi değildir. 
Mesela yukardaki ağacın dallarını da yumurta çırpıcısına benzettim.




Siz aslında bi rüya gördünüz, bunların hiçbiri gerçek değil
Yukardaki konulardan sınav falan yapılmayacak :)


Ya bide aklıma bişi geldi, onu da anlatıp gidicem hemen:
Biz küçükken kız kardeşimle birlikte uyuzluklar yapıp hep minik erkek kardeşimizi kandırırdık.
Babam sadece evimizin olduğu sokakta bisiklet sürmemize izin verirdi, sakın sahil yoluna çıkmayın diye tembihlerdi. Biz kaçak kaçak gider, sahil yolunda iki teker döndürüp tekrar sokağımızın sınırlarına girerdik. Minik erkek kardeş de hep bizi görürdü bunu yaparken.
Sonra gidip babama söylemesin diye bunu köşeye çeker,
"nünü, aslında bu gördüklerinin hepsi bi rüya, sen şuan rüya görüyosun, biz aslında hiç sahilde bisiklet sürmedik" der, kendi yalanımıza kendimizi bile inandırırdık:)


Bu da böyle bi anımdır:)


oldu o zaman yine görüşelim.

2011/10/03

"Miş gibi"


önce bir dipnot verelim; fotoğraflar biraz çamur gibi evet. bide Ju'mun dediğine göre f değeri yüksek çekmişiz fotoğrafları. o yüzden de net-flu olayı yok:(
fotoğrafları o çekmeyince hep böyle bi eksiklik ve eziklik yaşıyorum.
 ofisten kaçıp 5 dakkada ne yapabilirizin derdindeyiz biz aloooo(burda eşe sitem var)! nerden bilebilirdikki f neymiş, neresine ne ayar çekmek gerekirmiş!

Peki miş gibi yaşamakla ne alakası var şimdi bu postun?
demezler mi adama.



Yazın ne ara geldiğini farkedemeden gidişini izlemek ve yaz bitmemiş gibi çıplak bacaklarla gezmeye direnmek.

Bütün gün ofiste saatlerce masa başında oturup yorulmamış gibi pozlar vermek ve bunun her dakikasından keyif alabilmek.

Yağmur yağabilirmiş, her yer çamur içinde kalabilirmiş gibi en yağmurluk çizmeleri giymek. Ama illa renkli olcak, önkoşul bu:)

Ofiste çalışıyormuş gibi yapıp arada bloguna girmek ve gelen her bir yeni yorum için ayrı olmak suretiyle kalbi küt küt atmak.

Sanki hiç giyecek kıyafeti yokmuş gibi "Ama o bana çok lazım, kesin şunla birlikte giyerim, hiç olmadı şöyle kombinlerim" gibi sözlerle önce  kendini ikna edip, sonra hiçbirşeyi gardroba sığdıramamak.

Topuklu giyebiliyomuş gibi görünüp platformun ve dolguların arkasına sığınmak.

Toplantıda can kulağıyla dinliyomuş gibi yapıp acaba o ayakkabıyı yeşil eteğimle giysem nasıl olur diye aklından geçirmek, ama ciddiyetinden taviz vermemek.

Sayabileceğim o kadar çok şey varki hergün miş gibi yaptığım, bazen bilerek, bazen farkında bile olmadan.


Mesela şu yukarda görmüş olduğunuz minikkuş, harikalar diyarındaki Alice görünümlü tam zamanlı teknokent insanı!
Yani diğer bir deyişle, 
Alice'miş gibi hisseden ve poz verirken ODTÜ'nün otları arasında bile kendini mutluluktan kaybedebilen insan suretli kuş :)



Sanki dünyayı kurtarmış da madalyon kazanmış gibi poz vermek:)





Balon elbisesiyle her an havalanıp uçacakmış gibi mutlu olmak.


Botlarıyla uysun diye pembe gülün yanına gidip poz vermek ama cami avlusu konseptinden kurtulamamak! buraya mişli bişi bulamadım:)


Ve son fotoğrafta farkettiğim üzre, yemek yiyomuş gibi yapıp aslında üstüne başına dökmekten öteye gidememek (bakınız: elbisenin etek ucu)

Dudağımdaki uçuğum ve eteğimdeki çorba lekesiyle doğal bi çekim olsun istedim :)

oldu görüşürüz o zaman;)

2011/05/15

Puantiye aşkı

Bu sevdayı pembe dünya çizmelerimle birleştirince pek mutlu oldum ben.
dipnot: bu tabiri çok sık duyacaksınız. dünya elbisesi, dünya kolyesi gibi. dünya ön eki, çok güzel anlamına geliyo. iyi bişi yani :)


pembelerin en güzeli bu çizmeleri bana bahşeden ve daha bir çok cicimde bana kapılarını seve seve açan asos.com'a da burdan kucak gönderiyorum.

 
 


Pek sevgili Ebuşumun ve bizzat kendi şahsımın hazırlamış olduğu bileklikler silsilesi. duyan gelmiş konsepti, ama bence hepsi bi arada çok güzel görünüyolar kardeş kardeş ^_^




Bu poz güzel olmuş. Kız kardeşin evinde ziyafetli mutlu son pozu hobaaaa elleri göremiyorum \o/