sandalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sandalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2013/09/03
2012/09/27
Yapılacaklar şeysi
- Bu aralar yapacak çok şey, yazacak az şey var. Mesela yazlıklarla kışlıkların dolapta yer değiştirmesi gibi. Yazsam yazılcak bişey değil, ama yardım etmek isteyen varsa koşsun gelsin zira yapcak çok işimiz var.
Kışlıkların henüz yeni yerlerini alamamasından sebep, ha bide Ankara'nın gündüz eriten akşam titreten dengesiz havalarının da katkısıyla birlikte "elimizde mont, ceket ve hırka, üstümüzde t-shirt, ayağımızda açık ayakkabı, çantamızda yağmur olasılığına karşı kapalı ayakkabı" şeklinde saçma sapan görünümlü insanlar olarak geziyoruz biz burda.
- Aldığımızın henüz birinci ayı dolmadan sıkılmış olmam sebebiyle oturma grubumu değiştirmek istiyorum. Ama modeli değişmesin kumaşı değişsin istiyorum. Tabi bütün bunları koltuk döşemecisi ve kumaş aramadan bi sihirli deynekle zort diye yapmak istiyorum anlıyo musunuz beni? Ama ne zamanki aklımda bu konu olsa, böyle kafamda tatlı tatlı baloncuklarla kumaş seçip kaplattırdığımın hayalini kursam, oturma grubunun üstünden "istiklal alana lcd bedava darısı başına.." diye seslenen Aşkın Nur Yengi çıkıyo karşıma. O an zaten hayattan kompil soğuyosun, nerde kaldı koltuk, nerde kaldı kumaş!
- Önümüz kış, yiycez içcez, yatcaz kalkcaz. Nası olsa kalın giyiyoruz, bide üst üste giyme modası çıktı. Simitlere ve semerlere özgürlük dönemi başladı. Ama yoook bu kez tedbirli olcam. "Bi orta boy pizza yeter mi acaba yaaaa" sorunsalından kurtulup bir küçük boy karışıkla yetinmeyi bilicem. Spor salonlarının, beni ayda bir spor yapmak için üye yapmadıklarını buzdolabının üstüne yazıcam, her yemekten sonra bakıcam o kağıda. O da bişey sonuçta.
- Bundan yıllaaar yıllar önce, yine bir pis boğazlılık çalışması sırasında, tam da patates kızartmasını ağzıma atacakken, kızartmanın kıtır kıtır olmasının verdiği yanıltıcılıkla beraber çatalı sertçe ısırmış, ön dişlerimden birini azcık kırmıştım. Patatese ne mi oldu? tabiki yiyemedim. Çatalı ısırdıktan sonra dişlerde oluşan o metalimsi gıcık hissiyatı herkes biliyo diimi? o zaman niye soruyosunuzki.
Peki ben bunu neden anlatıyorum. Akılsız baş mı dersiniz, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir mi dersiniz, ordan kendim ettim kendim bulduma mı bağlarsınız orasını bilemem, bi baktımki patates kızartması yerken çatalı sertçe ısırıp dişlerimi kamaştırma işi bende alışkanlığa dönüşmüş. Ön dişimi daha fazla kırıp hüsniye teyzeye bağlamadan ya kızartmayı hayatımdan çıkarmam yada o dişi yaptırmam lazım.
Bu tarz çok mühim şeyler var işte yapmam gereken. Hayat bazen çok zormuş valla da.
Peki senin bu kış planın ne? Domatesler biberler buzdolabı poşetlerine doldurulup dondurucuya yerleştirildi mi? Kışlıklar alfabetik sıraya göre katlandı mı? Alper tunga öldü mü ıssız acun kaldı mu?
Hadi hepsini geçtim, bikere bile bu pazartesi kesin başlıyorum diyeti yapmıycak mısın yoksa? yok artık!
Elbise: Çayyolu pazarı
Sandalet: Zara
Gözlük: Marc By Marc Jacobs
Gözlük: Marc By Marc Jacobs
Clutch: Koton
Kolye: H&M
Bileklikler: H&M, LWC by AhuAtesel
Mekan: Kalkan Marina
2012/09/11
Hayalet
Tüllü allı pullu olan şeylere karşı kız çocuklarındaki içgüdüsel zaafı tartışmaya gerek yok.
Nasılki erkek çocukları elindeki oyuncak ayısını bile araba gibi hınnn hınn diye yerde sürmeye çalışıyosa, kız çocuğu da hep bi evcilik tadında oynar oyunlarını. Ya annedir yada kardeşlerine bakan abla. Ama mutlaka yetişkindir. Belki öğretmen yada doktor da olabilir. Asla bi erkek çocuğunun hayal dünyasıyla kıyaslanamayacak kadar olgun bi dünyası vardır, ki zaten öyle doğmuşlardır. Bu onlara ilerde olmaları gereken şey için bi çeşit alıştırmadır.
Nasılki erkek çocukları elindeki oyuncak ayısını bile araba gibi hınnn hınn diye yerde sürmeye çalışıyosa, kız çocuğu da hep bi evcilik tadında oynar oyunlarını. Ya annedir yada kardeşlerine bakan abla. Ama mutlaka yetişkindir. Belki öğretmen yada doktor da olabilir. Asla bi erkek çocuğunun hayal dünyasıyla kıyaslanamayacak kadar olgun bi dünyası vardır, ki zaten öyle doğmuşlardır. Bu onlara ilerde olmaları gereken şey için bi çeşit alıştırmadır.
Tıpkı erkeklerin birer yetişkin haline geldiğinde bile saçma sapan hobiler edinip hala çocuk gibi onlarla uğraşmaları gibi. Onlar ellerine bulaşık süngerini alıp "dışiyııın dışiyınnn" diye ateş etmeye çalışırken, mahallenin kız çocukları bir araya gelip yapraklara çamur yada taş doldurup güya akşam için sarma yapar.
İşte öylesine anlamsız bi içgüdüyle büyüyoruz. Tıpkı Püre'nin, ayağı daha hiç toprağa değmiş olmamasına rağmen, yemek yedikten sonra güya mamasının üstünü toprakla kapatmaya çalışırcasına fayansları patisiyle eşelemesi gibi :)
İşte bunun gibi bi sebepten olsa gerek, beyaz ve tüllü bişey giydi mi kendini gelin sanır kız çocuğu. Yaşının hiçbir önemi yoktur, kırkında da böyle olacaktır, böyle gelmiş böyle gidecektir.
Ama ben bu elbise içinde kendimi gelinden ziyade köyün hayaleti gibi hissettim o ayrı bi mevzu. Erman'ın "ya bu saçlar sana hiç olmadı sanki" gibi yersiz ve sinir bozucu bi laf etmesi üzerine şekilden şekle giren ve nerdeyse her karede farklı görünen ve beni de artık pek mutlu etmeyen saçlarım da kendimi gelin gibi hissetmemem için diğer bi sebep.
Neyseki köy güzel, hava güzel, modum güzel, gerisi teferruat ^.^
Bu aralar paralel evrenden seslendiğim için biraz değişiğim. Yakında normale dönerim. Siz yine arada kontrol edin beni, iki dürtün kendime getirin:)
Öperim bak, bunu da yaparım yani.
Elbise: H&M
Sandalet: Zara
Mekan: Kayaköy - Fethiye
2012/08/04
Sezarın hakkını sezara verelim.
Her "yiğidi öldür ama hakkını ver" temalı muhabbette Sezarın hakkını Sezara vermek lazım diye söylenir.
Bi kere neden Sezar? Onun ne hakkı varmış da ona veriyoruz. O zaman diğerlerinin haklarını da diğerlerine vermek gerekmez mi falan filan diye uzar gider bu.
Bilirsiniz lüzumsuz işleri araştırmak konusunda üstüme yoktur. Geçen gün kafama takıldı. Dedim niye yiğidi öldür hakkını ver demek yerine ille de sezar diyo bu millet. Bi atalarımıza soriyim, bi gelmişimizi geçmişimizi deşiyim dedim.
Ne sonuç çıkardım dersiniz?
Sezar, hepimizin bildigi "sen de mi Brütüs"teki Sezar değil. Julius Sezar'dan sonra Roma imparatorluğunun başına gelen tüm imparatorların adının başına bir ön ad olarak koyulmuş Sezar. Yani bu sezar, o dönemin imparatoru kimse o kişi.
2012/07/27
2012/07/25
Güneşin çiçeği
Yıllarca ayçiçeğiyle ayçekirdeğini farklı iki şey olarak bildim. O yüzden de ne zaman bi ayçiçeği tarlası görsem acaba ayçekirdeği tarlası mı desem yoksa "ayy ne güzel ayçiçeği tarlası" mı desem bilemedim, hep sevincim içimde hevesim kursağımda kaldı. Ben gösterene kadar da çoktan geçtik o tarlaları her defasında.
Kıyamam kız, öyle de doğrucu davutumdur. Sanki patates tarlası desem bakmiycaklar gibi.
Ayçiçek yağı dediğin şey yemeğe pastaya böreğe katılır neticede.
Yani kabaca düşününce hiç de o film izlerken yada bi bankta oturup deniz kenarında yürüyüş yapan milleti keserken çitlediğin çekirdekle alakası yok.
Gel görki sayın seyirci, ayçekirdeğinin yağıyla elde edilen şeye denirmiş ayçiçek yağı. Hala karışık gelmiyo mu size de?
Gel görki sayın seyirci, ayçekirdeğinin yağıyla elde edilen şeye denirmiş ayçiçek yağı. Hala karışık gelmiyo mu size de?
Büyüyünce (bundan 1-2 sene önce) bunların ikisinin de aynı şey olduğunu öğrendim.
İşte o gün bugündür merak ettiğim başka bişey var.
Neden bu muhteşem şeyler bütün gün boyun fıtığı olana kadar güneşi takip etmesine rağmen adı ayçiçeği olmuş? Kim, hangi akla hizmet etmek amacıyla böyle bi isimlendirme yapmış? Yoksa bu isimlendirmeyi yapanlarla hanım göbeği tatlısını uyduranlar aynı kabileden mi?
Bilen beri gelsin, alnından öpçem.
Şort, T-shirt: H&M
Sandalet: Promod
Şapka: Mudo
Mekan: Muğla-Denizli yolunda bi tarla :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










































