2012/04/13

Hadi geçmiş olsun















Konumuz önyargıları yenmek, ondan bundan duyduğun kulaktan dolma laflarla birine yada bişeye karşı duvar örmemeyi öğrenebilmek. Şans vermeye çalışmak. Ha bide korkuları yenmek. Şimdi ben bir güzin abla, bir yetiş ayşe gibi size burdan çözüm yollarını vermiycem. Girdi ve çıktıyı vericem, siz yorumlayıp "amaaaan yine bu kuş beyinli saçmalamaya başladı" diyceksiniz, ya da "bu kız doğru diyo da olabilir bak, onu ordan öyle yaparsam şöyle olur, o zaman da çok da güzel olur" gibi saçmalayabilirsiniz kendi kendinize:)

Müjdemi isterim, haftasonu itibariyle o iki posttan birinde bahsedip hüflendiğim pöhlendiğim "ütülenecekler" listesinden kurtulmuş bulunmaktayım. Peki böyle damdan düşer gibi neden araya bu konuyu sıkıştırdım merak ediyo olabilirsiniz. 
Benki çeyizliğimden çıkarmadığım, adeta ilk günkü kadar yumuşaklığını koruyan o asrın buluşu tanklı buharlı ütümü  iki yıl üstüne kutusundan çıkarıp "bu kez ütülemeyi başarıcam, bu kez o buhar sesinden korkmadan en az üç(!) gömlek ütüliycem" diye karar vermiş bi insanım, hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım. 
Haftasonuna kadar napıyodun diyenler, o zamana kadar buruşuk gömlek ve pantolonlarla gidiyoduk işe:)
Ciddiyeti konumuza dahil edecek olursak, bi emektar ütüm vardı, onla yaşardım. İkinci gömlekten sonra artık triseps biseps ne varsa bütün kaslar yerlerinde belirginleşirdi. Aslında kimin kimin üstünde emeği var o tartışılabilirmiş bak.
Benim bunu yeni bi icatmış gibi anlattığıma bakma sen, yıllardır kullanılan bişey bu. Ben anca yüzleşebildim o ayrı. Tıpkı düdüklü tencere konusundaki anlık bir karar verme sürecinin akabinde yapılan kuru fasülye misali gözümü kararttım ve açtım kullanma kılavuzunu. Sonrası su gibi aktı geçti zaten. 
Nur içinde yat diycem şimdi buluşçusuna ama adamı yaşarken çürütmeyelim durduk yerde. Oldu çok sağol beyamca. Her ne kadar ben senin kadın olduğunu, kadının yaşadığı bu zorluktan ancak başka bir kadının anlayıp buna çözüm üretebileceğini düşünsem de konu elektronik olunca amca diyesim geliyo. Eşin fikir verdi kesin sana, özellikle de dikey buharlı ütüleme özelliğini çok sevdim, çok sağol, burdan eşinize de selamlarımı iletiyorum.

Ne diyodum. Önyargıyı yıkmak, şans vermek, korkuları yenmek. Dikkat ettiyseniz hepsini tek bi örnekte açıkladım. 
İsterseniz düdüklü tencere hikayemi de anlatabilirim bi ara, onun da nerden baksan bi 5-6 yılı var çünkü.

"Bir mühendisten ev hanımı nasıl olur, olursa kaç tane olur(burda ev içinde kaç ayrı rolde yer aldığını hesaplıyoruz), olmazsa neden olmaz, hadi diyelimki olamadı ama neden diye bi sor" gibi konuları içine alan bi kullanma kılavuzu yazabilirim bence.


Ceket&Gömlek: Mango / Jean: Oxxo / Ayakkabı&Kemer: Nine West / Çanta: Asos

2012/04/10

Tuhaf, çok tuhaf.

(tüylü model: arkadaşımın Kız'ı:) evet adı Kız )


İnsan denen yaratık nankördür biliyosun diimi?  Ne kadar verirsen bir o kadar ister. 
"E ama sen bana hep böyle yapıyodunki" diye bi yerden sonra o yaptığın şeye o kadar alışırki, o şey başkaları için dünyanın belki en değerli şeylerinden biridir ama onun için hiçbişi ifade etmez. Patlatasın gelir iki tane! 
Bi belgesel izlemiştim (tabi tabi, ben hiç dizi izlemem, hep belgesel), dünyanın dört farklı bölgesinde farklı kültürlerde dünyaya gelmiş dört insanın bebeklikten çocukluğa geçişini ve büyürken nelerden nasıl etkilendiğini anlatıyodu. Her tarafı oyuncaklarla dolu, yediği önünde yemediği arkasında şişko suratlı japon bebesi ota boka ağlayıp hiçbişeyle mutlu olmazken, tuvalet kağıdı rulosuyla yerdeki kilimde oynayan, çimlerde sürünerek abisinin yanına gitmeye çalışan bebek herşeyden mutlu oluyodu, hatta gülmekten katılıyodu sürekli. Yanaklarının da her daim nar gibi kırmızı olduğunu söylememe gerek yok sanırım.
Yani özetle diyorumki bunca zamandır bok attığınız o masum kedilerin bu olayla hiçbir alakası yoktur. Bunlar da o nankör ve nalet insanların uydurmacasıdır. 
Neymiş efendim o kedi öyle bi nankörmüşki, yemeğini yerken bile gözünü kapatırmışki öteki dünyada(!) "bu beni hep aç bıraktı, bana hiç yemek vermedi" diyebilsin. Düşün yani o kadar ince hesapların adamı bu kediler. Pis nankörler. Demekki bizim püre oyun oynarken pusuya yattığı için "bu lanet karı hep beni döverdi de ben ondan saklanır, masanın altına pısardım" diycek. Küçük şeytan!

Yaz için serin, sizin için küçük, benim için büyük bi hatırlatma: Herkesin ölmeden önce içilecekler listesinde niğde gazozu olmalı. İçenler içmeyenlere referans olmalı. "tadı sakız gibidir, arada gaz verir, alkolü yoktur, takım çalışmasına da yatkındır" gibi.

2012/04/06

Tipitip



  


Ya aslında artık fotoğraf aralarında bişey yazmıyorum kafa karışmasın diye ama buna yazmazsam ölürdüm. Poz verirken ya da karşındaki fotoğrafını çekerken farketmiyo da insan, niyeyse bilgisayara aktarınca çıkıyo bütün pislikler ortaya:) 
Misal ben o bankta gerine gerine oturmuşum, suratımda pişkin bi ifade, ama arkadan kafama çarpmak üzere olan bi uçak görüntüsü varki bu görüntü Ermanı hiç rahatsız etmemiş. 
Benzer şekilde, patatesi toprağa taze ekmiş tarladan gelmiş gibi toz toprak içindeki çoraplarım da detaylı bakınca anlaşılıyo. Bide çamurlu topuklarım. 
Ne kadar detaycısınız arkadaşım yaaa, görmeyin onları, büyük resme bakın rica ediyorum:)









Bazı insanlar vardır, böyle ağzının ortasına indiresin gelir iki tane. Çok yumuşak başlı görünür teoride, allahım o ne kadar iyi, ne kadar uyumlu bi insandır! Ama iş pratiğe gelince anlarsın aslında ne tür bir yaratık olduğunu. İçten pazarlıklı, onda var da bende niye yokçu, hepbanacı, ikiyüzlü, nalet bişeydir. Aman diyim uzak durundur.


Sonra başka bi insan modeli vardır, herşeye müdahil, her konuda fikri olan. Hiçbir halta yaramayan ama her cümlede adının geçmesini bekleyen. "Aaaa ben onu çok iyi biliyorum, üç kere görmüştümki" cinsi bu tür canlılar aslında o şeyi hiç görmemiştir, ama fikri vardır. Kıyamam ben o tiplere. Özgüvenlerinden ötürü de bi alkış alalım bu arkadaşlarımız için. Hadi amaaaaa.


Kimisi de allahın garibidir. Ne dersen kabulüdür, itiraz etmeye oyunbozanlık yapmaya gerek yoktur. Kafama vur ekmeğimi al diyen bu kutsal insan modeli bir o kadar da sıkıcıdır. İnsan herşeye sen bilirsin, sen nasıl istersen, siz neresi derseniz bana uyar gibi cevap verir mi, bu nasıl bi gevşeklik, bu nasıl bi kendini bilmezlik, kendinden geçmişliktir. Biraz sert ol kardeşim, kalıbının adamı ol. Gören de seni taş fırın/eli maşalı sanır.
Aklıma gelmişken: bi insan başka bi insanın ekmeğini almak için neden kafasına vurma gereği duyarki. Canın ekmek çekmiştir, anlarım. Ama adam gibi iste, o zaten verir. (Burda ekmeğini diğer sokak çocuklarıyla paylaşan sezerciği düşün. Herkese dağıt, kendine bişey bırakmamaya dikkat et. Aman diyim aç kal ama başkalarını sevindir, böylesi makbul şimdi. Görüyomusun adam aç ama her yere hayır yapıyo desinler, bağırlarına bassınlar seni.)


İnatçılar da adamın iflahını kurutur. Hele bi konu hakkında fikri varsa ve sen aksini iddia ediyosan ondan uzak durcaksın, bulaşmıycaksın. Hıhı tamam canım, aynen senin dediğin gibi, o papatya kırmızı, o yelek değil süveter, onlar halka değil fil gibi..


Bide benim en sevdiğim insan modellerinden biri (şimdi böyle kategorize edip insanlar beşe ayrılır gibi bi yaklaşım içinde olduğumu düşünmeyin, son derece hümanistim ben, adam seçmem, bu konuda hassasım) kahkahasıyla ortamı şenlendiren, çok konuşup konuşmaması mühim değil ama konuşunca bi kelimesiyle bile güldürebilen, kısacası güneş enerjisiyle çalışan insan modeli. 
Bu kişilerin desibeli de yüksektir dikkat ettiysen. Hahayyytttt diye bi kahkaha atarki sen öteki sokaktan duyarsın o Aynur teyzenin kahkahasını. Cazgırdır. Lafı kodumu oturtur yada gediğine oturtur nasıl tercih ederseniz artık.
Mahallenin en agresif, yanına yaklaşılamayan adamına çatır çatır laf sokar, çekinmez. Kocasına lafını geçiremeyen, annesinden arkadaşlarında kalmak için izin koparamayan, babası sahilde bisiklet sürmesine izin vermeyen(burda biraz kendimden bahsediyo da olabilirim, nolmuş) ne kadar mahalle üyesi varsa hepsinin sorununu höyt hüyt usulü çözer o aynur teyze. 
İyiki vardır öyle insanlar.


O diil de yeni nesil gençlik kahkaha atmayı bile beceremiyoki arkadaş, nerde kaldı bunlardan bi sebahat abla, bi eşref abi yaratmak, bi şen kahkahasıyla bütün apartmanı ayağa kaldırmasını beklemek.
Elimizdeki aynur teyzelerin, fikret ablaların kıymetini bilelim, henüz hayattalarken güneş enerjisini nasıl kahkahaya çevirdiklerini ve su böreğinin püf noktalarını öğrenelim derim.


Kazak: H&M çocuk / Etek: Batik / Ayakkabı: Flo / Çanta&Saat: Guess 



2012/04/04

Gibi gibiyim


*Serçe parmağım havuç gibidir. Bi şekilsiz, yüzük yakışmaz oje tutmaz filan.
*Salondaki abajuru akşamları loş ışıkta Kamil amcaya benzetiyorum(ortaokuldaki servis şoförümüz).
*Ayak başparmağım bizim bi akraba var ona benziyo.
*Kollarım mayalı hamur gibi.
*Saçlarımı koyu renge boyattığımdan beri cadıya benziyorum.
*Püreyi babanneme benzetiyorum. Hele böyle karşıma geçip bi oturuşu var gıdısını çenesiyle sıkıştırarak, aynı o!

*Perçemlerim süpürge gibi, inanılmaz sıkıldım onlardan. Kaynak yaptırsam düdük gibi belli olur diye cesaret edemiyorum. Belki de zamanında kardeşime yaptığım gibi yapıp kökünden kesmeliyim onları.
flaşbek: Yaşlarımız 8 ve 6. Önce saçlarına kahkül kesmiştim kardeşimin, sonra beğenmedik bi şekilsiz geldi. Ben de napsam napsam derken aldım elime makası kahkülleri dibinden kestim. Böylece artık hiç anlaşılmayacaktı. Çok pratik zekaydım ozamanlar da. "ooooohh çok şahane oldu" diye bide eserimi beğenmiştim. Kıyamam kardeşim de hiç ses çıkarmadan ikna olmuştu :)
*Yağlandıkça armuta bağlıyorum sanki.
*Eski arabaları dedeye, çiçek abbas minibüslerini göbekli amcaya benzettiğim de doğrudur.
*Ahmet'i Mehmet'e, Ayşe'yi Zeynep'e ya da Ahmet'i Ayşe'ye, ama mutlaka birilerini birilerine yada bişeylere benzetirim.
Çıkarım: Ahmetle mehmet birbirini tanıyosa, mehmetle ayşe de birbirini tanıyosa zaten ahmet otomatikman ayşeyi tanıyodur aynı arkadaş ortamından. E tanıyosa bi yerde benzeme ihtimali de vardır, sonuçta üzüm üzüme baka baka. 
Bu arada karakterler tamamen hayal ürünüdür, "vay efendim ben ayşeyim mehmetle ne alakam var, adamın üç parmak kaşı var" gibisinden kimse üzerine alınmasın, saldırıya geçmesindir.



*Mesela bugünkü halimi de sakıza benzettim. Hani böyle her aroması farklı renkte olan çizgili sakızlara. Bigbabol tercih sebebidir.


Aslında o kadar iri değilim ya. Çizgiler enine olduğu için öyle, valla bak! 
Ekranlar en az 5 kilo ekliyo üstüne diye en sanatçı kaprisimi de yaparak pazardan aldığım taze sarmaları hüpletmeye gidiyorum izninizle. 

Yo yo kalkmanıza gerek yok zahmet etmeyin.

Kazak: Zara / Elbise: Colins / Ayakkabı: Flo

2012/04/02

Marttan elimizde kalanlar.










Sabah işe git akşam eve dön rutininden sıkıldım. Bişey yapmalı ama ne? Ben bilmiyorum, bildiklerimi de yapamıyorum. Alıp başımı karayiplere gitmek gibi çok ufak tefek detaylar aslında.

Püre mart ayı boyunca iki kez azdı. Sabah evden çıkarken takla atan saklambaç oynayan bi kız çocuğu bırakıp akşamına kadın olarak buldum. Tabi esas sorun bu değil, benimle normal geçinirken Erman'ı gördüğü an totosunu havaya kaldırıp sesini en yüksek desibelde tutmak suretiyle evin içinde bas bas bağırarak dolanması. Hani biri kuyruğuna basmış da "çek lan ayağını üstümdeeeen" der gibi bi haykırış yada "söndüremiyoruuuuuum" tadında bi iç geçiriş de olabilir. Nasıl derseniz.

3 günde 2 kilo verdim, sonra 2 günde 1 kilo aldım. "Tartı bi doğru tartsa bi yanlış tartardı, yani onla da anlaşamazdın" diyo ya hani kayahan abimiz bizimkisi bir aşk hikayesinde, aynı o hesap. Anlaşamıyoruz ama şiddetle geçiniyoruz.

Ütü masamda daimi olarak bekleyen 3 gömlek, 2 pantolon hala orda duruyo buruşuk bir şekilde. Her çamaşırları topladığımda üstüne yenileri yığılıyo, sonra onlar ütüleniyo ve sıra bu bizimkilere geldiğinde ben yine bezmiş oluyorum hayattan.

Samsun'a gittim ve bir güne neler sıkıştırabileceğime ben bile şaşırdım.

Spor yaptım ama hala sıkılaşmadım. Bekliyorum sabırla ve en mayalı hamur halimle.

Yıllardır giymediğim elbisemin yakasını kestim ve kendime yaka yaptım, şu an üstümde. Ama yakama bakan adamların konuyla alakalı en ufak bir fikri yok ona da eminim. Sonuçta açık bi gerdanda (bu gerdan kelimesini kullanınca aklıma halamın üç kadına gerdan çıkarılabilecek tokluktaki gerdanı geliyo) duran düdük gibi bi yaka. "E hani bunun devamı nerde, bi eksik var gibi?" dercesine bakan gözler görüyorum çifter çifter.


Kızkardeşimi görmeyeli tam 3 ay oldu bugün. Bu konuyu ucu açık bırakıyorum, dönüp dönüp bişeyler ekleyebilirim buraya.

Gardrop detoksundan hala korkuyorum. Kışlıklar bana bakıyo, ben yazlıklara. Baharlıklar desen zaten arada sıkışmış kalmış kimsenin haberi yok onlardan.

Giymediğim jeanlerimi yırtıyorum kesiyorum ve giyilebilir hale getiriyorum. Şimdi babam okusa bu yazımı kesin dalga geçerdi. Bi insan neden yırtık bişeyi özellikle alıp giyerki, hatta o da yetmez elindeki sağlamı yırtarki.

Çorapsız ayaklarda su toplama sezonunu geçen gün açtım.

Evdeki oturma grubundan soğuyalı nerdeyse 2 sene olmuş (evlendikten 1 ay sonrasına tekabül ediyo).

Toz almaktan hala nefret ediyorum. O noktada değişen bişi olmamış bu ay da.

Ayda bir diye kendimize sınır koyduğumuz İkea'da köfte yeme görevini de layıkıyla yerine getirmişiz çok şükür. Kardeşim de bayılırdı o isveç köftelerine. Bak mesela istediğim zaman konuyu hoop diye ona bağlayabiliyorum.

Yıl olmuş 2012, ben hala karanlık koridorda arkama bakmadan yürüyemiyorum. Hep o Woman in black yüzünden. Hayır işin salak yanı da gerilim filmlerini çok seviyorum.

Deveye sormuşlar boynun neden eğri diye. Nerem doğruki demiş. Bunun mart ayıyla bi alakası yok, genel kültür olsun diye. Bak mesela bide şu var: kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan. Bu lafı uyduran teyzeyle "üzüm üzüme baka baka kararır" diyen teyze kesin elti. Birbirlerine kocalarından dert yanarken uydurmuşlar.
Hergün aynı suratı göre göre resmen aynısı oldum dercesine bi serzeniş var orda, siz görmüyosunuz ;)

Yedik içtik gözden düştük. Yine herzamanki saatte, herzamanki yerimizde görüşelim.


Kazak&Kemer: Bershka / Kaban: H&M / Jean: Levis

2012/03/30

Cin cin çıkıcak.



Sen git odtünün uçaktan başka bişi olmayan müzesinde su yeşili araba bul, sonra da ordan transit geç. 
Oğğğ yooo! Hiç tarzım değil.








Bide şuraya dipnot düşiyim beğenen beğenmeyen herkes bilsin bu bence muhteşem şirinlikteki kolyenin hediye olduğunu ve nerden alındığına dair de en ufak bir fikrimin olmadığını. Balığından su kaplumbaasına herşey var kız çok tatlı. 
Bu arada yeri gelmişken lütfen bilinçsiz avlanmayalım arkadaşım, öyle havalar az ısındı diye hemen balık tutma atraksiyonlarına girip garibanların büyümesine engel olmayalım. Hele bi büyüsünler, bi sabredin yaaa. Adamı çileden çıkarırsınız valla.













İnsanın içinde sürekli bi konuşma, vik vik vik bişeyler anlatma ihtiyacı olunca ve aksi gibi bütün gün masa başından kalkmayıp tek başına kavun karpuz yetiştirircesine toto büyütmekle meşgul olunca o dünya tatlısı insan (bazen 3.tekil şahıs gibi kendimden bahsederken yanaklarımı sıkasım geliyo) aklına bişeyler geldikçe yazıp yazıp atıyo taslaklara. 
Ben bunu yaziyim şimdi, ilerde kesin lazım olur. 
Çünkü bu yazdıklarıyla dünyayı falan kurtarabileceğini, çatlayana kadar yiyerek kilo vermenin formülünün bulunmasına yardımcı olabileceğini ya da erkeklerin kimyasını biyolojisini fiziğini herbişeyini değiştirebileceğini, hiç olmadı oturdukça küçülen ve sıkılaşan bi toto teknolojisinin altına imza atabileceğini düşünmektedir. 
Kıyamam kız çok da iyi niyetlidir. Her saklanan samanın bigün nası olsa zamanı gelir diye düşünüp dünyasını kocaman bir samandan ahıra dönüştürmüş bile olabilir. 
Hesabını bilir. Bişey indirime girdiyse o alınmalıdır. Ama işte dedim ya iyi niyetli olduğu için, kalbinde kötülük olmadığı içindirki indirimdeki herşeyin alınması gerektiğini, ev ekonomisinin ancak böyle dönebileceğini düşünmektedir. Bu konuda hala eksikleri vardır.
...
Bazen ortada bi konu olmayınca nereye bağlayacağını bilemiyo insan. Öyle kal geliyo paragrafın orta yerinde. Hani boğazında düğümlenir de söyleyemezsin ya, hani karşındaki zırt bırt senin lafını kestiği için sürekli ne diyceğini unutursun ya, işte öyle bişey. Yani ben öyle düşünüyorum. 

Son dakkada hatırlanan: üç harfli diyince gelmez, cin diyince gelirmiş. Yoksa üç kere cin diyince mi geliyodu? Başka bi başlık bulsam iyiydi aslında.


Jean Gömlek: Topshop / Jeans: H&M / Jean Ceket: Mango / 
Jean Çanta: Lookat Milano / Jean Ayakkabı(şaka la şaka): Flo

2012/03/27

Püskülü ben olayım.





  





Soğuktan nefret ederim. Sütü hep soğuk içerim.
Rüzgarı sadece saçlarım topluyken severim. Saçlarımı toplamaktan hiç haz etmem.
Portakala bayılırım ama kabuğunu soyana kadar doyarım, yiyesim kaçar.
Araba kullanmayı çok severim ama sabah trafiğinde asla.
Beyazı çok severim ama ben beyazken patatese benzerim, bu hiç hoş değil.
Hardalı hamburger içinde hiç sevmem, salatamın içinde olmazsa eksik hissederim.
Becerikli insanları severim, ukalaları bir kaşık suda boğmak isterim.
Topuklu giymeyi severim, giydiğim her günü de kendime küfrederek bitiririm.
Saatsiz evden çıkmam. Bozuk bile olsa takarım bileğime, onun yeri orası.
Yoluk tırnaktan nefret ederim. Oje sürdüğüm an başlarım ojelerimi yolmaya, mıncıklamaya.
Bütün gün boyunca hiç su içmem, akşam yemekten sonra üst üste 5 bardak su içebilirim.
Camış gibi yerim, doyduktan sonra da tabağın dibinde kuş kadar bişey bile kalsa yemem.
Kabarık saç fobim var benim (herkes farklı şeylerden korkabiliyo işte), ama yanımdan krepe tarağımı hiç eksik etmem.
Komedi filminde ağlayıp, gerilim filminde saçma bi detaya gülebilirim.
Tatlıyı ve tuzluyu birbirinden ayrı severim. Nası olsa midemde karışıyo demem. Hepsinin bendeki yeri ayrıdır.
Güllaçtan nefret ederim! ama yufka böreğine bayılırım. Yufka dediğin ıslanmamalı arkadaş.
Yeşili severim ama yeşillikle aram hiç iyi değildir.


Konuşmayı da yazmayı da çok severim ama susmayı öğretmemişler, başlayınca susamıyorum iyi mi.

Püsküllü: Koton / Ceket: Mango / Jeans: H&M / Ayakkabı: Giovanni Giusti / 
Çanta: Guess / Kolye: Koton