kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012/12/26

Esra Ceyhan'a mektup!

Ben Püre'yi (bilmeyenler için evimizin biricik kedisi) evimize geldiği ilk günden beri KIZIM diye seviyorum. 
Bir insanın diğer insanları sevme oranının, hayvan sevgisiyle doğru orantılı olduğunu biliyor muydunuz? Onlar öyle art niyetsiz, öyle saf severlerki sizi, öyle alışırlarki ev dedigimiz o dört duvar arasında sizinle yaşamaya, öyle ezberlerlerki neyi sevip sevmediğinizi, bütün bunları o minicik halleriyle nasıl yapıyolar diye en büyük şaşkınlıkları yaşarsınız!
Çok sevdiğiniz biriyle tartıştığınızı düşünün. Üzüleceğinizi bile bile üstünüze gelmez mi o an sizi daha çok üzmek için? Yada en mutlu anınızda gelip çok kötü bişey söyleyerek bütün keyfinizi kaçıran insanlarla karşılaşmadınız mı hiç?

2012/06/26

Kuki


Meraba ben Kuki. 
Bundan tam 18 ay önce dünyaya gelmiş, 2 arka ayak ve 2 ön pati olmak üzere dört çekerli bişeyim ben. Bişeyim diyorum çünkü kedi ırkına benzemiycek kadar güzel, köpek olamayacak kadar uzun tüylü ve süt beyaz olamayacak kadar kirli bi pamuğum.
Hayata gözlerimi açtığım ilk günden beri ağzıma giren tek lokma ya süt, ya su yada kuru mama olmuştur. Tamam itiraf ediyorum ödül mamaları ve kaşar peyniri konusunda da alt edemediğim zaaflarım var. 
Çayın tam olarak ne olduğunu bilmiyorum ama doğuştan üstüme çay dökülmüş gibi lekelerim var üstümde başımda. 
Sorsan güya beyaz kadın yapmışlar beni. Ama kulaklarım, kuyruğum ve patilerim kahperengi. O yüzden de teyzem ve annem bana hep çaylı kız diyo. Yada kahpe diyolar. Yok yaa düşündüm de benim kukiden başka milyon tane adım var. O yüzden bana ismimle hitap ettiklerinde değil de daha ziyade "al kızım" dediklerinde bakıyorum onlara. Sonuçta "al" diyolarsa işin içinde mutlaka boğaz var demektir ve ben de oldukça yemeğe düşkün bi tız olarak bu konuda hassasım. 
Zaten ne lüksüm varki yemek-içmek ve zıçmaktan başka.


Tamam hadi yine yakaladınız beni. Karakter sahibi bi hisip olduğumdan olsa gerek, arada eve gelen misafirlerden hoşlanmassam gidip totomun rahat edebileceği herhangi bi yeri kendime seçip oraya imzamı atabilirim işeyerek. Bu da benim yapım sonuçta. 
Asilim. Asaletim gereği de bazı bedeller ödemesi gerekiyo annemle babamın. 
İlgi odağı ben olmalıyım. Ben evdeyken başkalarına nasıl ilgi gösterebilirler! 
Gayet bana yedirebilecekken, o güzelim kaşar peyniriyle neden başkaları için pizza yapsınki annem. Düşündükçe bile asabım bozuluyo, ateşler basıyo, karnımı soğuk taşlara dayayıp yayılasım geliyo.
Gerçi benim yayılmak için, ister yüzüstü ister sırtüstü farketmez, hiçbir sebebe ihtiyacım yok. Vücudumun yapısı gereği toparlak bi yaratık olduğumdan mütevellit, her daim yuvarlanan çığ gibiyim.
Üzerime yapışmış "a a noluyo orda" , "yok artık" ve "efendim?" görünümlü şaşkınlık hallerim benim bonusummuş, teyzem öyle diyo. Ne kadar salak görünürsem o kadar tatlı oluyomuşum.


Elektrik süpürgesinden, tıpkı kuzenim Püre gibi ben de çok korkarım. Hayır nedendir bilmiyorum ama süpürgeyi geçtim, artık öyle bi manyamışımki, Vileda bile görsem tırsıyorum, kaçacak delik arıyorum. Bana herşey süpürgeyi hatırlatıyo.. Temizlik günlerinde benim de kaçış noktalarım oluyo haliyle. 
Süpürge salondaysa ben o sırada mutlaka evin diğer ucundaki yatak odasında yatak carsafını burnumla kaldırmak suretiyle çarşafın altında gizlenmekteyimdir. Dışardan bakınca yatağın üstünde kocaman bi çıkıntı oluşturuyo olabilirim. Ama bu süpürge canavarının beni göreceği anlamına gelmez. Süpürge canavarlarının gözleri kördür, sadece ses çıkarırlar.


      
   
Ne anlatcaktım nereye geldi konu. Neyse en azından beni tanımış oldunuz azcık.
Diyorumki ben teyzemi çok seviyorum. Mesela başkasının kucağında, hatta buna çoğu zaman annemle babam bile dahildir, dakka durmam, hemen kaçar, totoma uygun yer seçer ve orda yatarım. Ama teyzemin kucağı bana huzur verir hep. Onun gıdımı okşaması, yumuşak yumuşak sevmesi, totoma pıt pıt vurarak benimle oynaması falan.. bunların hepsi motorumu çalıştırmam ve mırıldayarak saatler geçirmem için kaçınılmaz fırsatlardır. Ben de bu fırsatları dibine kadar kullanırım. Yok efendim totom büyükmüş, yok göbüşüm niye o kadar tontikmiş falan, hiiiç öyle şeyleri takmam. Bunların bana sunulmuş birer nimet olduğunu, bu sayede bu kadar popüler olduğumu bilirim. Tamam hadi yine yakaladınız beni. Ben de bu aralar çok mu dalgınım ne, sürekli açık veriyorum. Evet gözlerimin mavi olmasının ve kirli de olsa pamuk görünümlü olmamın da popülaritemdeki etkisi hafife alınmayacak kadar büyük.

Teyzem süpriz yapmış, sırf beni çok özlediği için kalkmış bize gelmiş taa Ankara'lardan. E bildiğim kadarıyla bi blogu da vardı onun. Dedim teyze hadi gel bizim sitede sana bi çekim yapalım, annemler tasmamı takarlar ve böylece başka kedileri görünce peşlerinden de koşmam. Gerçi benim koşmak gibi takıntılarım da yoktur, acelemiz mi var, yürüyerek niye gitmiyoruzki diye düşünürüm.
Neyse, dedim çekim yapalım, hadi madem sen pembe giymişsin o zaman bana da pembe tasmamı taksınlar. Hem bayadır arz-ı endam da etmemiştim, bi şöyle salınmış olurum ele güne karşı diyerekten teyzemle çok keyifli bi çekim yaptık. 
Ordan çok suratsız görünüyo olabilirim ama biz çok eğlendik aslında. Öz babama çekmişim galiba, yada anneme, ikisini de tanımıyorum zaten. Onlardan birinden geliyo kesin benim bu agresif bakışlı tipim. Yoksa o suratımın altında da adeta makyaj temizleme pamuğu kıvamında bir ben olduğunu bilmenizi isterim.
Totoma dokunmadığınız ve kaşar peynirimi yemediğiniz sürece hepinizi sevebilirim. Öyle de sıcakkanlı bi kediyimdir -.-

2012/04/10

Tuhaf, çok tuhaf.

(tüylü model: arkadaşımın Kız'ı:) evet adı Kız )


İnsan denen yaratık nankördür biliyosun diimi?  Ne kadar verirsen bir o kadar ister. 
"E ama sen bana hep böyle yapıyodunki" diye bi yerden sonra o yaptığın şeye o kadar alışırki, o şey başkaları için dünyanın belki en değerli şeylerinden biridir ama onun için hiçbişi ifade etmez. Patlatasın gelir iki tane! 
Bi belgesel izlemiştim (tabi tabi, ben hiç dizi izlemem, hep belgesel), dünyanın dört farklı bölgesinde farklı kültürlerde dünyaya gelmiş dört insanın bebeklikten çocukluğa geçişini ve büyürken nelerden nasıl etkilendiğini anlatıyodu. Her tarafı oyuncaklarla dolu, yediği önünde yemediği arkasında şişko suratlı japon bebesi ota boka ağlayıp hiçbişeyle mutlu olmazken, tuvalet kağıdı rulosuyla yerdeki kilimde oynayan, çimlerde sürünerek abisinin yanına gitmeye çalışan bebek herşeyden mutlu oluyodu, hatta gülmekten katılıyodu sürekli. Yanaklarının da her daim nar gibi kırmızı olduğunu söylememe gerek yok sanırım.
Yani özetle diyorumki bunca zamandır bok attığınız o masum kedilerin bu olayla hiçbir alakası yoktur. Bunlar da o nankör ve nalet insanların uydurmacasıdır. 
Neymiş efendim o kedi öyle bi nankörmüşki, yemeğini yerken bile gözünü kapatırmışki öteki dünyada(!) "bu beni hep aç bıraktı, bana hiç yemek vermedi" diyebilsin. Düşün yani o kadar ince hesapların adamı bu kediler. Pis nankörler. Demekki bizim püre oyun oynarken pusuya yattığı için "bu lanet karı hep beni döverdi de ben ondan saklanır, masanın altına pısardım" diycek. Küçük şeytan!

Yaz için serin, sizin için küçük, benim için büyük bi hatırlatma: Herkesin ölmeden önce içilecekler listesinde niğde gazozu olmalı. İçenler içmeyenlere referans olmalı. "tadı sakız gibidir, arada gaz verir, alkolü yoktur, takım çalışmasına da yatkındır" gibi.

2012/03/09

Ölmeden önce

Hani herkesin ölmeden önce gidilecek yerler, yenilecek yemekler, alınacak çantalar gibi bi listesi vardır ya, bu da onun gibi bişey aslında. 
Herkes hayvansever olmak zorunda değil, herkes bunları yapmak zorunda da değil. Ama ölmeden önce bunlardan birini bile yapabilirseniz, aslında yaşarken ne kadar çok şey kaçırdığınızı anlayacaksınız. 
Bu yazıyı internette buldum, sizlerle paylaşmazsam ayıp ve de yazık olurdu.
İşte o liste..
1-Bir sokak kedisinin ya da köpeğinin gözlerinin içine bakın, ama kafanızda hiçbir ön yargı olmaksızın sadece bakın. Gözlerinizi hiç kaçırmadan öylece bakın.


2- Bir hayvan barınağına gidin. Kafeslerin ardındaki köpeklerin, patilerini tellere takıp size seslenmelerine izin verin, onların seslerini duyun ama mutlaka duyun.
3- Bir sokak kedisine ya da köpeğine, mümkünse kirli, zayıf, çirkince olanına yemek verin ve yemeğini bitirene kadar onu izleyin ama hiç yanından ayrılmadan sadece izleyin.


4- Bir sokak kedisinin veya köpeğinin başını okşayın. Kirlidir, mikrop bulaşır, elimi cırmalar, ısırır diye önyargınız olmadan başını okşayın mümkün olabildiği kadar uzunca. Yanından ayrıldıktan sonra dönün ona bakın.

5-Bir gerçek can dostuyla konuşun. Hiç sıkılmadan, uzunca bir süre hiç lafını kesmeden onu dinleyin, sadece dinleyin.


6-Yazın kavuran sıcağında çok susayın, içiniz yansın, çölde kalmışçasına suya erişemeyecekmiş gibi uzunca süre susuz kalın, sonra gidip bir şişe su alın, dudaklarınıza götürmeden önce ilk gördüğünüz bir sokak kedi ya da köpeğine verin o suyu ve içişini izleyin sonuna kadar, bitirene kadar ve şişenin dibinde kalan son yudumla ıslatın dudaklarınızı.
7- Kırlara açılın, koyun sürülerinin yanına gidin, yeni doğmuş kuzuların anneleriyle oynaşmalarını seyredin, meleyerek onları çağırmalarını izleyin, kuzucukların ağızlarındaki süt kokusunu içinize çekin.
8-Ölmeden önce el ayak tutarken, henüz nefes alırken, işitme duyma, hissetme duyularınız canlıyken, bir sokak kedisi ya da köpeği alın, evinizi paylaşın onunla, yemeğinizi, odanızı, hayatınızı paylaşın. Birlikte gezintiye çıkın köpekse sahiplendiğiniz. Kediyse onunla kanepede uzanıp çizgi film izleyin.


9- Evinden atılmış bir yaşlı köpeğe ya da kediye son günleri için yuvanızı açın, bırakın size minnet duysun, bir can kurtarmanın hazzını yaşayın.
10- Balık oltasına ya da ağına takılmış bir balığı kurtarın, denize geri atın ve onun sularda nasıl yüzerek derinlerde kaybolduğuna şahit olun.
11- Kafeste özgürlüğü için çırpınan bir saka kuşunu parasını vererek azat edin, bırakın maviliklere uçsun, ait olduğu dünyasına gidişini izleyin.
12- Hiç birisini yapamıyorsanız, canlar için savaş veren, güvendiğiniz birilerine maddi destek verin, o desteğinizle hangi cana ne iyilik yapıldığını dinleyin, içinizi ısıtın.
13- Ve bütün bunlardan birisini olsun yapmadan ölmeyin.


Onlar yeryüzünde karşılıksız seven yegane canlılar, biliyosunuz diimi?


dipnot: Eğer bu kadar çekingen ve ürkek olmasaydılar, ki bunun sebebi de biziz, bu yazıda Püre yerine sokak hayvanlarının fotoğrafı olabilirdi..

2011/11/28

Püre'nin günlüğü


Merhaba abiler ablalar, teyzeler amcalar:)
Annem sık sık benden bahsettiği için beni tanımakta zorlanmayacağınızı düşünüyorum. Yani aslında düşünemiyorum, çünkü ben kediyim. Ama hissediyorum, siz beni tanıyosunuz. İçgüdülerim beni hiç yanıltmaz çünki:)
Yine de beni tanımayanlar için küçük bi bilgilendirme, benim adım Püre!
Annemle babamın minik patatesi olduğum için adımı özellikle püre koymuşlar. 
Şimdi dana gibiyim o ayrı.


"Hergün ordan burdan bissürü şey anlatıyosun anne, bu kez de benden bahset! o kadar evin bekçiliğini yapıyorum, akşamlarınıza ve boş zamanlarınıza neşe katıyorum, bi zahmet bana da yer ver şu blogda" dedim ve seve seve ikna ettim annemi.
çok seviyo beni, biliyorum. çünkü biraz önce de dediğim gibi, içgüdülerim yanıltmaz beni.
Sabahları odamın kapısını açıp beni hemen kucağına alır ve sevmeye başlar.
Tabi bunda, benim onu görür görmez halıya iki seksen uzanıp, türlü şebeklikler yapıp, "göbüşümü kaşı" moduna girmemin de etkisi büyük:)
Sonra beni sevilmek üzere, hala yatakta horul horul uyumakta olan babamın yanına bırakıp koşa koşa gider yemimi suyumu tazeler, kumumu temizler.


O sırada babam beni sevmeye başlar. Onu daha bi başka seviyorum. Evet ben dişiyim ve cinsiyet ayrımı yapıyorum, napiyim. bu da içgüdülerimden kaynaklanıyo.
onun kucağına yatınca kalkasım gelmiyo, belki o da benim gibi kıllı olduğu için olabilir bilmiyorum:) 
bide ben sanki babama mı benziyorum ne? 


Aslında annemin beni severken çıkardığı garip gurip sesleri de çok seviyorum. Hiç anlamıyorum ne dediğini. 
Bazen "otimbon, tutimbon, butimbon" diyo bana, bazen "çükülatalı kulabiyem" diyo, bazen "külafiye güzelim benim" diyo, o anki ruh haline bağlı.
Ama ben sadece "Püreeee" diye seslendiklerinde anlıyorum.

Sabah onlar işe gittikten sonra "evi süpürüp siliyorum" dememi isterdi annem biliyorum. Ama ben süpürgeden öyle korkuyorumki, değil çıkardığı sesi duymak, annem onu yerinden çıkardığı an kendime evin en ücra yerini bulup, saatlerce orda saklanıyorum. 
Benim de fobim bu, kediyim sonuçta.
Böyle durumlarda tercihim genellikle yatak örtülerinin ya da yorganların altı oluyo. Oralara girince hiç görünmediğimi düşünüyorum her ne kadar dışardan bakınca icudum bi çıkıntı oluştursa da yatağın üstünde.
dipnot: "icut" annemin benim vücudum için kullandığı bi tabir. tombul, sevimli ve tipsiz olduğum için benimki vücut değil icut olabilirmiş olsa olsa:) seviyorum bu kadının böyle abuk subuk takma isimlerini. babama da bissürü isim takmışlığı var:)

Gündüzleri yiyip içip çok afedersiniz kumuma sıçıp uyuyorum. Hayat bana güzel. Arada tırnak bakımı yapıyorum. Sırf benim için oturup annemle babam elleriyle yapmışlar tırmalama tahtamı. Her gün 3-5 defa manikürümü yaparım.


Temizliğimi hiç ihmal etmem, sürekli bi yalanıp yıkanma modundayım. 
Hatta öyleki, tüylerimi ya da patilerimi yalarken uyuyakalırım genelde.

Bide benim biyolojik bi saatim vardır, akşam 18:00
Saat kullanmıyorum ama akşam 6 olduğunu hissediyorum ve koşa koşa koridordaki halının üstünde yerimi alıp, annemle babamın gelmesini beklemeye başlıyorum. Tabi halının yumuşaklığına ve havanın kararmasına dayanamayıp çoğunlukla onlar geldiğinde uyuyo oluyorum -.-
Ama bi bakıma güzel de oluyo bu, çünkü benim o uyuklayan malak halimi çok seviyolar.
Hatta daha içeri girmeden kapının önündeyken duyuyorum seslerini
Annem heycan yapıyo, "hadi kuşum aç çabuk şu kapıyı, kizim içerde bekliyo, kiziiiiiiim yapiyoçuuuuuun, çok özledim ben çeniiii". 
Evet annem bana kızım demiyo, kiziiiim diyo. hatta benimle konuşurken biçok kelimeyi farklı kullanıyo.

Onlar gelince tabi sohbet muhabbet derken nasıl gece olduğunu anlamıyoruz demek isterdim, ama bikere ben zaten konuşamıyorum. 
Gelir gelmez yemeklerini yiyolar ve işleri biter bitmez hemen bitanesi beni kucağına alıp mıncırmaya başlıyo. Tabi onlar yemek yerken ben de yanlarına oturup onları seyrediyorum. Kuru mama dışında hiçbişiyi sevmediğim için, hiç sulanmıyorum yemeklerine. ama yalanım yok arada nutella kaşığının dibini bana yalatıyolar, allahım neden mamalarımda da şeker yok demekten kendimi alamıyorum. şeker bana zararlı olduğu için ayda yılda bir veriyolar bi gıdım:)

En sevdiğim oyun saklambaç. Pusuya yatmakta üstüme yoktur. Kendinden sürmeli gözlerim bir anda kocaman olur, bütün dikkatimi benden saklanan anneme veririm ve koşa koşa atlarım üstüne. Sonra annem herzamanki gibi totoma pıt pıt vurarak sever beni.


En sevdigim yer tabiki de sıcak olan her yer, ama ille de özel bir bölge seçmem gerekirse salondaki ikili koltuk. Kıvrılarak yatmak, akşamları vazgeçilmezimdir:) Bide kaloriferin dibinde renkli bi minderim var, oranın da keyfi bi başka oluyo *.*



En sevdiğim oyuncağım topum. onu çok seviyorum. Hatta yuvarlanabilen herşeyi çok seviyorum ben.
Bide filim var:) ah o filin dili olsa neler söylerdi.. 
onunla yatar onunla kalkarım, canım sıkılınca hortumundan tutup bi odadan öbürüne sürükler, ordan oraya atıp koşar yakalarım. Arkadaşım o benim, hergün kahrımı o çekiyo.



En sevdiğim gün pazar. Genelde annemle babam o gün evde takılırlar, bu da demek oluyorki onlarla çok daha fazla zaman geçirebiliyorum, annemin bacagına totomu yaslayıp uyuyabiliyorum, babamın ayagının dibine gelip "al beni kucağına" hareketimi yapabiliyorum. 

En sevmediğim 2 şey var.
Biri ıslanmak.
Diğeri de arabaya binip bi yerlere gitmek. Çünkü ne zaman arabaya binsem annem beni aşı yapan abilere götürüyo, sevmiyorum orayı. Ev kedisiyim ben, bu ev benim evim tamam mı, götürmeyin beni hiçbi yere.



En sevdiğim dizi How I Met Your Mother. Ne dediklerini anlamıyorum ama annem izlerken çok gülüyo, ben de o sırada kıvrılmış bi şekilde yanında uzanıyo olduğum için dönüp dönüp beni seviyo, öpüyo, mıncırıyo. o yüzden o diziyi seviyorum, Barney'i seviyorum:)
Bide bazen laptopın üstüne çıkıp ilgi çekmeye çalışıyorum, annem arada beni de izlesin diye.

Ev sevmediğim şeylerden biri de boynuma bişi takılması. Kaşındırıyo çok fena, kaşındıkça deliriyorum, boynumu koparıp atasım geliyo. O yüzden arada fotografımı cekmek icin annem süslüyo beni, seviyo o halimi, sonra çıkarıyo hemen *.*


Bide erkek kedilere benzediğim için, yazık annem hep beni süsleme telaşı içinde. Babam papyonu aldığı gibi boynuma takarken, annem "aaa canım hiç öyle olurmu, kız dediğin papyon takmaz, sac bandı takar" diyip hooop papyonu kafamın tepesine koyuveriyo.
Kulaklarım da kendinden yatık olduğu için kafam top gibi oluyo, sanki sevimli de oluyorum böyle ha? :)



Bide bana göre en anlamlı, annemle babama göre en komik hareketlerimden birini söyleyip gidicem.
Sevdiğim bi yemeği yedikten sonra, yada sütümü içtikten sonra, mutlaka patilerimle üstünü kapatmaya çalışırım. hep söylüyorum ya size, ben içgüdülerimle yaşıyorum diye, bu da öyle bişi. 
Zeminin hiçbir önemi yok, ister parke, ister fayans, ister granit. 
yemegimi biraz yedikten sonra patilerimle zemini kazımaya çalışır ve kendimce yemegimin üstünü kapatırım, kimse gelip bulmasın yemesin diye. 

çok tatlıyım biliyorum, beni seven herkesi seviyorum.
Çünkü ben kediyim ve sevilmeye bayılıyorum.

Oldu o zaman, gidip biraz uyuyim ben, arada yine gelip post yaparım beğenirseniz:)

2011/09/05

Püre

Anne-kız fotoğraf çekimini yapmadan önce kızım Püre'yi sizlerle tanıstırmak isterim. 




Püre, scottish fold cinsi kül rengi pamuk tüylü bal gözlü ve benim için dünya güzeli bir pisi. kızım o benim ^.^ 
aylarca internette arastırdıktan sonra kavustugum bir can ve ailemizin üçüncü ferdi.
Yorgun argın eve dönüşlerimizde bizi tek heyecanlandıran ve enerjimize enerji, neşemize neşe katan yegane stres topumuz.
Kedi sahiplenenler bilir, bambaska bir duygudur evdeki varlıklarını hissetmek ve onlarla aranızda manevi bir bağ kurmak.
Bazen gelir durup dururken salonun ortasında ordan oraya deli danalar gibi kosturarak dikkat cekmeye calısır,
bazen de ilgilenmedigimizi anlayınca patisiyle ayagınıza dokunur ve elim sende yapıp kaçar :)
ve bazen siz kavun karpuz misali tv karsısında yayılarak dizi izlerken gelir kıvrılır yanınıza ve mırıl mırıl uyuyuverir kolunuzun üstünde. kolunuz uyuşsa da kıyamazsınız uyandırmaya, o kadar da tatlı uyurlar.

Yaptığı şebeklikleri anlatmakla bitiremem. O yüzdendirki sözlerimi burada bitirerek sizleri kızımın 2,5 aylık ve el kadarken çektiğimiz, fotograflarını ararken buldugum ev hali videosuyla başbaşa bırakıyorum ^.^
Kediler candır, cidden! 

Kedi sevmeyen arkadaşlar için de belki biraz heveslendirici bir video olur :) zira benim birçok arkadaşımda işe yaradı ;)

Annem hep derdi de komik gelirdi bana. Hakkaten de öyle "gözlerimizin önünde büyüyor keratalar" :)

Dipnot: gözler uyku halinde oldugundan biri digerine göre daha kücük oluyor. bir de o zamanlar gripti, biraz sümüklüydü kendisi kusuruna bakmayın abiler ablalar :)

oldu hepinize iyi seyirler, bakalım begenecek misiniz?