2012/05/22

3 kuruş fazla olsun.

























Sonradan olmuş bi kelimedir kırmızı. Esas adı "al"dır. Al, kutsallığı simgeler. Bu yüzden de dikkat ettiyseniz kırmızı bayrak yerine "al bayrak" diye söylenir ki daha kutsal, daha ihtişamlı gelsin kulağa. Aynı şekilde, bişeyi olduğundan daha güzel, daha kutsal göstermek, yüceltmek için kullanılırmış "allamak" kelimesi. Sonra biz onu alıp "allanıp pullanmak" yapmışız herzamanki yaratıcılığımızla. O da yetmemiş Seyyal Taner şarkısını bile yapmış.

Aldan kırmızıya nasıl dönüşmüş o kadarını bilmiyorum ama, kırmızı onun için bi dönüm noktası olmuş, o çok belli! 
Al yanaklım, al yazmalım, oy tombulumlarla ufak ufak müzik sektörüne bulaştırmışız önce. Sonra bi bakmışız bütün şiirlere, şarkılara, filmlere ilham olmuş. Sana kırmızı çok yakışıyor, kırmızılım sana yandı canım derken bugünlere gelmiş.

E bide işin moda tarafı var tabi. Kırmızı öyle lanet bi renktirki rezil de eder adamı vezir de. Mesela bütün vitrinlerde kırmızı görmeye başladıysanız o moda akımından korkun, ilk otobüse binip kaçın ordan derim ben en kırmızı sevmeyen ve giyene de önyargılı bakan halimle. 

Kan kırmızısını bi bayrağa yakıştırıyorum ben, bide bizim Nurten abla vardı, ona yakışıyodu çok. Onun dışında bide pazarlarda satılan kırmızı leğenler var "al beni" diye 100 metre ilerden bas bas bağıran. İşte bu ve benzeri noktalarda devreye "3 kuruş fazla olsun, kırmızı olsun" teorisi girer ve seni hiç beğenmesen de almaya, sevmesen de giymeye zorlar, sen de apıştığınla kalırsın sayın seyırcı.


İspanyola pantolon: Oxxo
Gömlek: Koton
Çanta: Mango
Bileklikler: Aldo, H&M
İdüklü kolye: Tresera

2012/05/16

İlhamsız























Bütün insanlar mı tuvaletteyken hatırlar unuttuğu şarkının adını, komşunun bebeğinin doğumgününü. Yoksa biz türklere özgü bişey midir sadece tuvaletteyken aklımıza en şahane fikirlerin yada yemek tariflerinin gelişi. 

Yıllardan milenyum filan, biz kardeşimle yatağın üstünde kikir kikir liseli muhabbeti yaparken pür dikkat ne işler döndüğünü anlamaya çalışan minik kuzenim, işin içinden çıkamayınca ve hali hazırda dikkatimizi de bitürlü çekmeyi başaramayınca işte o yüzyılın ilgi çekici cümlesini kurar bizim için: 
"Bu yatak da ne güzelmiş yahuuu, siz bu yatağı satın mı aldınız, yoksa kendi mi yumuşak?"

Yani özetle (sanki yukarda çok sayıda önemli şey anlatmışım da şuan kısa bi özetini geçiyomuşum gibi düşünün) zamanlama önemlidir çok sevgili okuyucu.
Bugün ne yemek yapsam derdine düşmeden hemen önce tuvalete girmek ve ordayken zeytinyaglı barbunya ve yanına pilav yapmaya karar vermek,
yada değiştireceğin arabanın modelini bulmak,
hatta bütün gardrobunu kafandan geçirip, o çiçekli pantolonun üstüne örgü bluz giymeye karar vermek.

En etraftakilerden umudunu kestiğin anda, kimsenin seni sallamadığını hissettiğin anda bombayı patlatıp, yıllarca seni o bombanla birlikte anmalarına vesile olmak.
Yada arkadaşın tam sana "bu aralar zayıfladığımı hissediyorum" demek üzereyken "canım sen de iyice inek gibi saldın ha bu aralar, kapılardan yan geçecen yakında" gibi bir latife yapıp lafı arkadasının agzına tıkmak.

İşte bütün mesele bu.
Ama yok yok, esas mesele, elde avuçta bu postun başlığının ne olması gerektiğine yardımcı olacak hiçbir ilham kaynağının olmaması. Bir perinin geçerken çaya uğramaması yada sihirli bir deyneğin kafamıza düşmemesi. 
Bence şu an tam da o korku filmlerinde ilk ölen şişman ve gözlüklü çocuğu suçlama zamanı. 


Bluz&Clutch: Mango
Pantolon: TopShop
Ayakkabı: Zara
Kolye: Düğün ganimeti :)

2012/05/15

Müjdemi isterim!

internetten alıntıdır

Bugün çok çiçekli böcekli patatesli kurabiyeli bigün.
Bugün kendini yaşlı hissetmenin en keyifli olduğu nadir günlerden biri.
Kıpkırmızı suratıyla bütün güzellikleri bünyesinde barındıran bi canlının dünyaya meraba dediği gün.
Bir canlının her gün başka birine benzetilişinin ilk günü.
Bir ay sonra sapsarı bir kabak çiçeğine benzeme ihtimali yüksekken senin "kesin kumral olcak" dediğin gün.
Bir insanın huyuyla suyuyla ne ekerse onu biçtiğini an be an görebileceği, bi meyveyi yetiştirmeye başladığı ilk gün.
Sen ona adres göstermeden, onun nereden besleneceğini bildiğine tanık olduğun gün.
Kaşı olmayan ama yeri belli olan bi insanın aslında ne kadar da sevimli olabileceğini öğrendiğin gün.
Boyunsuz olarak Reha Muhtar'dan(!) başka bir ademoğlu tanımamış ve bu konuda son derece hassas biz faniler için, yanaklarının tombikliği yüzünden boynu görünmeyen bir canlının aslında nasıl da yakışıklı ve karizmatik olabildiğini farkettiğin gün.

Bugün benim HALA oluşumun ve dünyadaki en sevimli yeğene sahip oluşumun ilk günü. Bütün dünyaya hayırlı uğurlu olsun. 
Savulun minik kızlar, Kaan paşa in da houseeeee!

2012/05/10

Balıkçı Azize


Balıklarım tazedir de alıp yiyip doysana
bir kilodan ne çıkar oooof oooof beyamca, üç beş kilo alsanaa, üç beş kilo alsana.
diye şarkısını söylerken ilk defa o iri gözleriyle beni etkilemişti balıkçı güzeli Azize. Kafasında bizim oralarda "papak" diye geçen balıkçı beresi, ayağında plastik yagmur botları, yüzünde hep kocaman bi gülümseme, bide ona deliler gibi aşık ve kendini müziğe adamış bir Şopen. Her klasik türk filminde olduğu gibi bu filmde de esas karakterlerden biri keşfedilir, meşhur edilir. Diğer itilmiş karakter ise hep onu uzaktan boynu bükük seyreder. Sen artık eski Azize değilsin, kirlendin, sen artık beeelli kişilerden oldun diyerekten Azize'ye çemkirir durur Şopen. 



Aslında bi istemem yan cebime durumları vardır içten içe. Ulan zaten gazinoda garsonluk yaparak üç kuruş para kazanıyoz, üç beş beste yaparak hayat mı geçer. Zengin bi karım olsa, o önden yürürken ben arkadan onun kürkünün eteklerini tutsam yere değmesin diye, arabasının kapısını açsam, otur diyince otursam kalk diyince kalksam, ayakları rap rap elleri şapşap diye hikayeyi burda bir çocuk tekerlemesine bağlar, bütün romantizmin içine ederim.

Bu arada üçlü koltuğa inek gibi yayılmış, önündeki sehpada çay ve tarçınlı kek eşliğinde bu filmi izlemenin keyfi bi başkadır. Onu söyliyim de izlemek isteyenler, bir nostalci olsun efendime söyliyim bir eski aşkları gözden geçirmek olsun düşünenler olursa sevap hanemize bikaç bişi eklensin, gönüller hoş olsun filan.
Bu vesileyle sizlere yepyeni fotoğraf makinemiz ve lensimizle çektiğimiz, balık ağı temalı fotoğraflarımı sunmak isterim. Lütfen şöyle buyrun, içerde kuruyemiş ve meyvesuyumuz da mevcut.










     





  

 

Cumalar güzeldir cumartesiden ötürü. E dolayısıyla perşembeler de cumayı hatırlattığı için kabul edilebilir seviyede sevilebilir. Bence öyle yani.

dipnot: yanıma ruj almayı unutup ölü gibi soluk görünen, hatta ruj sürse dahi üçüncü dakikasında yiyip bitiren ben, burdan yanından dudak nemlendiricisini eksik etmeyen bakımlı vede karizmatik erkek kardeşime selam eder, büyüklerin ellerinden öperim.
sonra yok efendim minikkuş niye ruj sürmüyosun filan durumları olmasın.

Örgü bluz: Mango (çoooook eskilerden)
Örgü elbise: Polo Garage
Ayakkabı: Flo
Çanta: Guess
Gözlük: RayBan folding

2012/05/09

Kapadokya da ne ola?


Bütün bir hafta ofis sandalyesi, bilgisayar, masa ve masanın üzerindeki bütün ıvır zıvırlarla yeterince haşır neşir olduktan sonra bünye 1,5 üstünden 2 günlük bir tatil yapınca neye uğradığını şaşırmaz mı? şaşırır tabi. Atar kendini dağlara kayalıklara.

2012/05/07

"Erkek dediğin"

Erkek dediğin;
Seni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak.
Bileceksin ki emin ellerdeyim,
Başkası tutamaz elimi böyle.
Rahat olacaksın yanında.

Erkek dediğin, sen onu merak ettiğinde
Kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek.
Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek.

Erkek dediğin, kadının sinirini bozmayacak,
Her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsın
Her istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın tiplerine girmeyecek.

Erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle,
Sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek.

Erkek dediğin, sen onun için kendine baktığında,
Sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında
Hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak.

Erkek dediğin, ruhunu okşamasını bilecek.
Romantik olacak kimi gün habersizce kucağında
Çiçeklerle çıkıp gelecek.
Özel günleri unutmayı marifet sanmayacak.

Erkek dediğin, her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek.
Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.

Erkek dediğin, cesur olacak cesur.
Seni seviyorum derken korkmayacak,
Başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek.

Erkek dediğin, sevgiyle öptüğünde
dudaklarından bileceksin ki öpüşün tek sebebi şehvet değildir.
Koluna girip gezmesini de bileceksin, gururla koynuna alıp sevişmesini de. 

Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama
Bundan çok daha öte bir şey...
Erkek dediğin zeki olacak. Kadının küçük yalanlara,
bahanelere inanmayacağını bilecek.
Kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak.
Seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisini katmasını da.

Erkek dediğin önce sevecek. Kendini sevmeyen erkekten
kimseye hayır gelmez.
Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla
Ne yatağa sığıyorsun, ne toprağa...

Erkek dediğin erkek olacak güzelim.
Seni sadece sen olduğun için sevecek.
Hem sevgilin, hem arkadaşın olacak.

demiş Can Yücel. 
Ben zaten bu adamın nasıl bir kafayla, nasıl bir gözlem gücüyle, hem kadının hem erkeğin dilinden bu kadar iyi anladığını bilmiyorum.
Ama bildiğim bikaç başka şey var.
kadın dilinden bu seviyede anlayabilecek bir erkek modeli olmadığını,
zaten kadınların bile çoğu zaman kendini anlamadığını,
erkeklerin aslında kadınlara göre çok daha hayvani güdülere sahip olduğunu ve bu özelliklerini hayatın her alanında gerine gerine kullandıklarını, hatta bunu yaparken de kendileriyle gurur duyduklarını ve daha bi erkek hissettiklerini,
"amaaaan çiçek alacağıma ona verceğim parayla yemek ısmarlarım" diye düşündüklerini,
sırt kaşıtmayı romantik bulduklarını,
saçlarınızı kazıtmadığınız sürece onun gözünde hiç değişmediğinizi ve kuaförden geldiğinizi bildiği halde siz söylemediğiniz sürece saçınızı boyattığınızı bile anlamayacağını,
tavuklu makarnayı romantik bir filme değişebilecek kadar romantizmden anladıklarını,
onların gözünde mumun, sadece elektrikler kesildiğinde aydınlanma amaçlı kullanılan bir gereç olduğunu,
uzun cümleler kurarak konuşmanın onlar için ileri seviyede fosfor tükettirecek kadar zor bir aktivite olduğunu,
onun, bikaç kelimelik normal bir cümleymiş gibi görünse de içeriğinde bol miktarda hakaret, umursamazlık, boşvermişlik, ukalalık barındıran cümlelerine karşı sizin tükettiğiniz onlarca cümlenin de onların gözünde sadece bir uğultudan ibaret olduğunu,
karizmayı çizdirmemek adına dışarda son derece ciddi bi tavır takınıp, en manyak en çılgın hallerini evde sadece sizinle paylaştıklarını,
ve buraya bu yazı uzamasın diye yazamadığım onlarca şeyi bizim tam tersimiz olacak şekilde yaptıklarını ve düşündüklerini biliyorum.

Ama şundan da eminim, onlar aynı anda sadece bir şeyi düşünüp ona kafa yorabilirken, siz o sırada onun çocukluğundan yetişkinliğine kadarki bütün hayatının dökümünü çıkarabilirsiniz. O yüzdendirki onları kandırmak, inandırmak, ikna etmek son derece kolaydır. Kıyamam kız ^_^

internetten alıntıdır

Şimdi bunları söyleyip söyleyip Hüsn-i Talil yapmak, yani daha önceki derslerimizde sizlere öğrettiğim gibi, güzel nedene bağlama sanatını kullanmak ne derece yerinde olacak bilmiyorum.

"Bugünün benim için ayrı bi anlamı var. 
Bugün,
her ne kadar bu yukarda bahsettiğim tezatlıklara uysa da, ilginç bi şekilde Can Yücel'in checklistindeki birçok özelliği de bünyesinde barındıran biricik sevgilim, eşim, fotoğrafçım, çay arkadaşım, şoförüm, koçyiğidim, ivediğim, cücüğüm ve de düdüklü tenceremin doğumgünü. 
Kutlu olsun "

Şimdi herkes Can Yücel'in yukardaki yazısını kendine uygun isimlerle "Ahmet dediğin, Mehmet dediğin, Hulusi dediğin" şeklinde cümle içinde kullansın, yeterince pratik yaptıktan sonra da geceleri uyku esnasında ilgili kişinin kulağına okusun. 
Umut fakirin ekmeği sonuçta diimi. Çıkmaz demeyin şansınızı deneyin. 
Görüşelim yine.

2012/05/06

Nerden nereye işte


Türkçeye yepyeni onlarca kelime kazandırmış biri olarak uzun zamandır etimolojiye karşı ayrı bi merakım var. Ben de bigün belki, eğer hala kitap diye bir kavram olursa, kitaplarda idükhisicücü ve daha çok sayıda abuk kelimeyi türkçeye kazandırmış insan olarak yer alıcam. Bu bilime katkıda bulunan bi çeşit bilim insanı olucam. 
Rica ederim benim için zevkti ;)
Şimdi size apışıp kalabileceğiniz bikaç örnek veriyim de, günlük hayatta dan dun kullandığınız o kelimelerin esasen nerden geldiğini, aslında onları leyleklerin getirmediğini, bi amacı olduğunu, bi kökeni olduğunu ve türkçeye girdikten sonra nasıl da anlamının çarpıtıldığını bi görün, bi oha filan olun. Lütfen yaa.

Şimdi sert bi giriş yapıyorum ve Kahpe kelimesiyle başlıyorum dersimize. Kendisi Arapça'da öksürmek, tıksırmak anlamına gelen kahb kelimesinden türemişken, gel zaman git zaman bazı kadınların gece karanlığında yerini belli etmek için öksürmesi münasebetiyle anlamını yitirmiş ve birden kahpeye dönüşüvermiştir. Aslında onun hiçbir suçu yoktur, tıpkı Fatmagülün de gecenin bir yarısı ormanın içinden tek başına geçerken suçunun olmaması gibi. 

Hoşaf: Farsçada hoş ab(su) kelimelerinden gelen, güzel su anlamına gelen bir arkadaşımız kendisi. Hoşaftan anlamayanlara söyleyin, böyle böyle diyin, hoş vede lezzetli su demekmiş diyin, belki bişi ifade eder onlar için de yazık..

Çirkef: Farsça pislik anlamına gelen çirk ve su anlamındaki ab kelimelerinin birleştirilmesi sonucu, pis su anlamına gelen ama her nasıl olmuşsa yurdum insanının "utanmaz, arlanmaz, mendebur, allah cezasını veresice" anlamlarında kullandığı bi kelime olmuş. Ben türklerin çamurlu sudan da esinlendiğini düşünüyorum bu aşırı bilimsel çalışmayı yaparlarken.

Çeyrek: Farsçada çahar(dört) ve yek(bir) kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşmuş ve çeyrek olarak bize yansımıştır. Aslında dörtte bir anlamına geldiği için bunda bi bozulma olmamış. Hayret.

Bunlar böööyle uzar gider. Demekki neymiş, 
ab: su demekmiş,
eşeklerin hoşaftan anlamamasının bi sebebi yokmuş,
çirkeflik adamı hasta edermiş.








  




Bide mürebbiye var. Tam da benim bugünkü kılığıma uyan, daha doğrusu böyle giydiğim zamanlarda otomatikman kendimi benzettiğim bir hal. 
Mürebbiye; terbiye eden, yetiştiren anlamındaki murabbi kelimesinden geliyomuş. Peki nasıl mürebbiye olmuş? Bahsi geçen şey dişi olunca kelimenin sonuna "ye" eki alırmış. Hal böyle olunca eğitim veren kadın kişilere mürebbiye denirmiş. 

Bu vesileyle neden Şükrü'nün Şükriye, Hayri'nin Hayriye, Fikri'nin Fikriye ve daha sayamayacağım kadar çok sayıda ismin kadın versiyonunun ye'li olduğunu anlamış olduk diimi canlarım benim. 
Bugünkü dersimizi biraz kısa tuttum, gerisini de siz araştırın evlerinizde diyerekten.

Oldu o zaman.

Gömlek: Koton(Esasen kollu olması sebebiyle 1 yıldır dolabımda öylece durmakta olup, kollarını keserek giyilesi hale getirdiğim bi dost, kısaca DIY çalışması diyebiliriz onun için)
Pantolon&Çanta: Mango
Sandalet: ALDO