ODTÜ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ODTÜ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2016/03/04

Çocuk olmak çok güzel, gelsene:)


Geçen gün bir yazı okudum. Çocuklarınızın öğrenme akışını bozmayın, sadece yönlendirin ve onun kendi kendine öğrenmesine yardımcı olun diyodu. Çünkü zaten öğrenmeye ve keşfetmeye meyilli bir canlıyız, doğamız gereği yaşayıp deneyimleyerek öğreniyoruz her şeyi. Öğrenilecek şeyleri çocuğun önüne koyup tek tek, harf harf sen öğretirsen, yani deneyimleyerek öğrenmesine engel olursan, iki gün sonra o çocuk ödev yaparken de sana ihtiyaç duyacak diyodu.

2015/11/24

Anne Sütü & Mama İkilemi


 
Pratik bi anneyim. Pratiğim dediysem, teorik kitap bilgilerinin arasında sıkışıp kalmayan, hayatını pratik yaşayan anne anlamında, kasmayan zorlamayan anlamında. Yoksa öyle, yemeği fazla yapıp, sıcakken bi kısmını kavanoza koyup ters çevirip dolapta daha sonra yenmek üzere saklayan yada mutfağa girip bir saat içinde beş çeşit yemek yapan bir anne pratikliği değil benimki:) 

2011/11/04

Çok yaşa torunlarını okşa:)


Günlerden dün.
Bugün, yani aslında dün, birden bire bastıran yağmurun altında sıçana dönme ve bi yandan da her an yağacak olan karın soğuğundan donma günü.
Sabah evden çıkarken sıcak mı soğuk mu olacağına karar verememiş hava durumuna ayak uydurmak münasebetiyle şort giyilmiş, ama altına kalın çoraplar çekilmiş.
gömlek giyilmiş ama donma tehlikesine karşı kürk yelek giyilmiş.
Açık renk ayakkabı giyilmiş, ama yine de çizme olması tercih edilmiş.
Tabi burda soğuklardan beyni donan minikkuş, çizmelerinin süet olduğunu ve ıslanırsa paçavraya döneceğini hiiiç hesaba katmamış, kıyamam ben ona!:)
Böyle mişli geçmiş zamanda konuşunca cümleleri nasıl devam ettireceğimi kestiremiyorum ve izninizle normale dönmek istiyorum.


bu da benim normal halim.
"aman blogu boşlamiyim" diye yağmurlu havada fotoğraf çekmeye kalkışırsan, montunu makine ıslanmasın diye feda etmek zorunda kalabilir,
"aslında şu an gömleğimle hiç üşümüyorumki, sadece biraz uyuştum o kadar, valla" diye kendinizi avutmak ve
bi yandan da yaprakların altında gizlenmiş çamurlara bata çıka poz vermeye çalışırken çizmelerin renk değiştirdiğini görerek metin olmaya çalışmak zorunda kalabilirsiniz.
dipnot: uzun cümle kurmayı seviyorum, sık sık da yapıyorum bunu evet:)


Şimdi yine müsadenizle yeleğimin hikayesine geçmek ve onun hakkındaki hissiyatlarımdan biraz bahsetmek isterim.
H&M'in açılış haftasında kardeşimle yaptığımız kısa bir gezinti sırasında edindim onu.
Üstelik de çocuk reyonunda:) Seviyorum böyle çocuk reyonlarında gezip sonra da "14yaş" kıyafeti alıp çıkmayı.
O gün ben yelek aldım, kardeşim de kaz ayağı desenli şükela bir trenchcoat aldı.
Tamam evet belki 14 değilim ama ruhum genç.
Yanyana iki tane 14üm ben de nolmuş :)


Bu aralar bi unutkanımki, tam bişiyi yapacakken bile o şeyi unutabiliyorum, "bi dakka yaa ben napıyodumki??" seviyesindeyim.
Aslında bunun yanyana gelen iki tane 14 ile bi ilişkisi olabilir sanki?!?
Ne diyodum, yeleğim.
O kadar yumuşak, o kadar puf ve rengi o kadar güzelki, dolabımı her açtığımda onu görünce Püre'yi görmüş gibi oluyorum.
Sanki kızımın dökülen tüylerini kullanarak yapmış birileri. Sonra da bigün, tesadüfen kabinin birine kıyafet denemek için girdiğimde görebileyim diye benden önce kabine girip bunu askıya asmış gibi.
Evet kesin öyle.
Kabine girdiğimde önce bi "anaaaaa aynı da benim tısıııııım" sesleri, hemen akabinde de "ohaaaaa tam da bana göreymiş, yani 14 yaş içinmiş" nidaları yükseldi bay ve bayan reyonlarına doğru yankılanarak.. :))




Madem konu öyle yada böyle "yaş" mevzuuna geliyo, o zaman tam da bununla alakalı bişi anlatıyım size ve kapanışı yapalım akabinde:)
Postun başlığı da ordan geliyo zaten,
"çok yaşa torunlarını okşa" derler bizim orda, ne alaka bilmiyorum ama paylaşmak istedim :)

Dün akşam "In Time" isimli bir film izledik sinemada.
Tabi önce "paranormal activity" izliycez diye gidip, amaaaaan onu evde de izleriz diye vazgeçip yine başka filme gittik:)
Ama bu film hakkaten etkisinden uzun süre çıkamayacağınız cinsten.
Yani sizi içinde bulunduğunuz dünyadan alıyo,
herkesin 25 yaşına kadar normal yaşadığı, 
25'ini doldurduğu günden itibaren fiziksel olarak hiç yaşlanmadığı bir dünyanın ortasına bırakıyo.
İnsanlar 25 yaşını doldurduğu gün, kolundaki dijital sayacı çalışmaya başlıyo ve saniye saniye geri sayıyor kalan zamanını. Kapitalist düzen o kadar güzel işlenmişki filmde,
ne kadar paranız varsa o kadar uzun yaşayabiliyosunuz, yüzyıllarca.. 
ama paranız yoksa ve zaman yükleyemiyorsanız kolunuza, sayacınız sıfırı gösterdiği an hayatınız son buluyo.
Şiddetle tavsiye!

Bide kendimden zaman zaman şüphe etmeme sebebiyet veren şeylerden biri de, yakışıklı adamdan daha çok filmdeki güzel kadının ilgimi çekiyor olması :O
Yani tamam allah sahibine bağışlasın (annane modu:ON) Justin kardeşimiz de şahsına münhasır hoşlukta bir oyuncu.
Ama başrol kadın oyuncusu nedir arkadaş yaaa.
Güzelliği mi, seksapalitesi mi, fiziği mi hangi birinden bahsetsem az, yani böyle kadınları görünce bazen hakkaten "onlar kadınsa ben neyim, ya da ben kadınsam onlar ne" diye evrene çemkiriyorum!

Bana kalsa bu filmi, hazır tüm sahneler de aklımdayken sabaha kadar anlatırım ballandıra ballandıra.
Ama heycanı kaçmasın, bayram tatili de gelmişken herkes gitsin sinemada mutlaka izlesin, heycanı orda yaşasın diye tadında bırakıyorum:)




Klip kokulu bu fotoğrafı sevdim. 
Arkasını dönüp giden kız, başlarım ulan yağmuruna da soğuğuna da diyip klibi yarıda kesmiş.


İlginç bişi oldu bu yazı, ne anlattım şimdi ben?

gidip biraz vitamin takviyesi yapayım, bu böyle olmicak.

oldu ozaman herkese şimdiden bol gezmeli, eğlenmeli bayramlar dilerim.
olur da bir el öpme merasiminin ortasında bulursanız kendinizi, hele bide "el öpenlerin çok olsun" derlerse size, 
benden selam söyleyin, "sen de çok yaşa torunlarını okşa" diyin o hanımteyzeye yada beyamcaya ^.^


2011/11/01

Robotuz robot.


Sabah evden yola çık, kilometrelerce yol al, işe git.
Mailleri kontrol et, çalış, laf yetiştir, öğret, çözümle.
Yola çık, öğle yemeğine git, yemek ye, aynı yoldan geri dön, işe git.
Mailleri kontrol et, çalış, laf yetiştir, öğret, çözümle.
Akşam ofisten yola çık, kilometrelerce yol al, eve dön.
Bir sonraki gün tekrar 1. satırdan başlıyoruz.

Biçoğunuza tanıdık geldi diimi bu komutlar.
Biri sabah butonumuza basarak çalıştırıyo bizi, "uyu" komutu gelene kadar hep bişeylerle meşgulüz.
Sonra butonumuza bidaha basılıyo ve diğer gün yapılacaklara enerji toplamak amacıyla şarja bırakılıyoruz.
Sonra sabah tekrar butonumuza basılararak kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Bi çeşit robot gibiyiz aslında.
Sadece duygusal robotlarız!
Aklıma birden, Kemal Sunal'a aşık olan robotlu film geldi:) Kadının adı Başak'tı yani Fatma Girik:) Kemal Sunal bu kadını çok seviyo diye capon arkadaşı ona Başak'ın robotunu yapıp yolluyodu. Sonra robot, Kemal Sunal'a aşık oluyodu. aynı zamanda İbrahim Tatlıses sesi çıkararak şarkı da söyleyebiliyodu bu duygusal robot:))
Tabi benim burda takıldığım kısım robotun taaa Japonya'dan Türkiye'ye yollanması.
O zamanlar tabi 75€ sınırı yok, gümrükte sıkıştırmıyolar adamı:)

Yine konu aldı başını gidiyo..
Robot gibiyiz diyorum. Basit komutlarla yaşıyoruz.
Gerçi bayanların komut kütüphanesi erkeklerinkine göre tabiki daha geniş!
Mesela "Gel" komutunu direk söylerseniz ters tepebilir. Onun yerine "gelir misin", "tatlım gel bak burda ne var", "canım benimle gelir misin?" gibi komutları denemek daha yerinde bir tercih olabilir.


Aslında benim söylemek istediğim bu da değildi.
"Şöyle kutu gibi bir hayatımız olsa, yukarda bahsi geçen komutları gerçekleştirdiğimiz alan küçük, dolayısıyla diğer işleri yapmaya kalan alanımız ve zamanımız kocaman olsa" isterim ben.
Tam da yine böyle istediğim günlerden birinde keşfettik burayı.
Mekan ODTÜ.
Bulunduğumuz bölge ODTÜ öğretim görevlilerinin yaşadığı lojmanlar.
Hani böyle Amerikan filmindesiniz de sabahları bisikletli bi çocuk her an bahçenize gazete fırlatıp gidecekmiş gibi bahçeli minik evlerden oluşan bi görüntü.
Tam da ODTÜ yeşilliğinin orta yerinde.

Şimdi yukardaki komutları burda yaşayanlar için başa alıyoruz.
Sabah kalk, bisikletli çocuğun bahçene attığı gazeteyi al, Arka Bahçe'ye git ve fütursuzca kahvaltını yap.
Yürüyerek işe git.
..
Yürüyerek öğle yemeğine çık.
Ofise dön.
...
Akşam yürüyerek evine dön.
Ya da dönme, zaten kutu gibi bir hayatın var. Hepsini yürüme mesafesinde hallettin bile.
Bence sinemaya git, ordan konsere geç, sonra arkadaşlarınla bi yerde iki lafın belini kır, sonra dön evine :)
Ha bide spor yapmayı da unutma tabi :P







Bu da o sevimli evlerden birinin bahçesinin çiti.
Yani insanın öğretim üyesi olup, bişiler öğretesi geliyo burayı görünce :D

Tamam çok reklam postu gibi olmuş şöyle bi yukarı doğru bakınca farkettim.
Bu da böyle bir anımdır, paylaşmak istedim:)

Oldu o zaman herkese içine herşeyi sığdırabildiği günler diliyor ve gidiyorum, evet.
An itibariyle 1 Kasım olmuş, hepinizin 1 Kasım'ı kutlu olsun :))